Necip Fazıl Kısakürek Sözleri

Necip Fazıl Kısakürek Sözleri
Reklamlar

Sayfa İçeriği: Necip Fazıl Kısakürek Sözleri, Necip Fazıl Sözleri, Necip Fazılın Güzel Sözleri, Necip Fazılın Anlamlı Sözleri, Necip Fazıl Kısakürek Sözleri Facebook, Necip Fazıl Kısakürek sözleri Kısa

Ne gelirse başımıza Hak’tandır; fakat geliş sebebi, Hak’tan ayrılmaktandır.

Başım çığlıklı bir çocuk, onu nasıl avutsam? Ne yapsam da ölümü bir saatcik unutsam?

Kökünü beğenmeyen dal ve dalını beğenmeyen meyve olgunlaşmadan çürür.

Bana çağ dışı diyorlarmış. Ne büyük bir onur! Ben bu çağın dışında kalmayayım da, içinde mi boğulayım.

Adam olmak cinsiyet meselesi değil, şahsiyet meselesidir.

Ölüm herkesin başına gelir, ama geç ama erken, ya kazanırken, ya da kazandığını yerken.

Yalnızım diye üzülmüyorum, çünkü biliyorum, yalnız insanın ihanet edeni de olmaz

Neye yaklaşsam sonu uzaklık ve kırgınlık, anladım ki yok Allahtan başkasına yakınlık

Önüne gelenle değil, seninle ölüme gelenle beraber ol.

Anladım işi; san ’at Allah ı aramakmış, marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış.

Diyorlar bana, kalsın şiirde sözde yerde, sen araştır, göklere çıkan merdiven nerde.

Gönlüm ne dertlidir, ne de bahtiyar; ne kendisine yar, ne kimseye yar, bir rüya uğrunda ben diyar diyar, gölgemin peşinden yürür giderim.

Reklamlar

Dağı tanıyan, nasıl tanımaz uçurumu? Mademki yükseliş var, iniş olmaz olur mu?

Af var diye işlenen suçtan vicdan burkulur; affı sigortalayan hayâsızdan korkulur.

Verirler ” ben acizim, kudret senin” dedikçe Verenin şanı büyük, sen iste istedikçe…

Çıkamam, aynalar, aynalar zindan. Bakamam, aynada, aynada vicdan; beni beklemeyin, o bir hevesti; gelemem, aynalar yolumu kesti.

Benim ayağımın altıda müsait başımın üstü de nerde olacağını sen belirle…

Ölürsün kapanır yollar geriye ben mezarla sırdaş olur, beklerim varılmaz hayale işaret diye toprağında bir taş olur beklerim.

Ey gönül, gidenden ümidini kes! Kaçan bir hayale benziyor herkes, sanki kulağıma gaipten bir ses buluşmalar kaldı mahşere diyor.

Kula kulluk etme! Unutma ki sen de kulsun. Ve gerektiğinden fazla önem verme! Yoksa unutulursun.

Yolumun karanlığa saplanan noktasında, sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

Hep nefis çıkar karşıma, ölüp ölüp dirilsem; insandan kaçmak kolay, kendimden kaçabilsem.

Camiye dikey olarak gel, yatay olarak zaten geleceksin!

Kader, beyaz kâğıda sütle yazılmış yazı; elindeyse beyazdan, gel de sıyır beyazı…!

Rahminde cemiyetin ben doğum sancısıyım, mukaddes emanetin dönmez davacısıyım…!

Fikrin olduğu her yerde şiddet, operatörün neşteri gibi bir nimet, olmadığı yerde de katilin bıçağı şeklinde bir afettir.

Sevdalın şu dağı del dese, koşar, delersin! İş Allah’a geldi mi, gücün yok, sendelersin…!

Ölüm güzel bir şey, budur perde arkasından haber, güzel olmasaydı ölür müydü peygamber…!

Ömür ağaç dalında savrulan bir yapraktır; ne kadar genç olursan ol sonun kara topraktır…!

Biz; ayakları şişene kadar namaz kılan peygamberin, gözleri şişene kadar uyuyan ümmetiyiz.

Göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten affet, senden habersiz aldığım her nefesten.

Öz anne-babasını huzurevine gönderip, evde kedi köpek besleyen insanların olduğu bir ülkede yaşıyoruz.

Neye yaklaşsam sonu uzaklık ve kırgınlık, anla ki yok Allah’tan başkasıyla yakınlık.

Reklamlar

Gönlüm uçmak dilerken semavi ülkelere, ayağım takılıyor yerdeki gölgelere.

Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim; gündüzler size kalsın, verin karanlıkları! lslak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim; örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

Necip Fazıl Kısakürek Güzel Sözleri

İnsanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan kork.

Ölecek miyim, tam da söyleyecek çağımda, söylenmedik cümlenin hasreti dudağımda.

Biz şiiri iman için bilmişiz ve bu mihrak bilgiyi, her bilginin geçtiği bin bir yol ağzı biliyoruz.

Sizde olan tükenir onda olan sonsuz, feza sizin olsa ne yapacaksınız onsuz.

Sanma oruç, bu akşam tıklım tıklım ye diye; bu akşam, yarın oruç tutabilmek için ye.

Sabır, çekilen şeyi duymamak değil, ona dayanmayı bilmektir.

Ve tekrar uyuyayım ve kalkayım ezanla! Yaşaya dursun insan, hayat dediği zanla.

Soruldu mu ne bilirsin diye; ”haddimi bilirim” soruldu mu ne istersin diye; “haddimi bilir, hakkımı isterim” demeli…

Ölüm ölene bayram, bayrama sevinmek var; oh ne güzel, bayramda tahta ata binmek var!

Necip Fazıl’a sormuşlar: “neden sigarayı bu kadar çok seviyorsunuz?” “Benim için yanan bir tek o var” demiş.

Nöbet sende diye aldanma sakın, zannetme bakidir devranın senin,Bir gün bizim köye yolun düşerse, boynuna asılır fermanın senin…!

Çocukken gün battı mı, bir köşede ağlardım; nihayet döne döne aynı noktaya vardım.

Düşünüyorum: O’ndan evvel zaman var mıydı? Hakikatler, boşluğa bakan aynalar mıydı?

İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal, hamallık ki sonunda ne rütbe var ne de mal.

Gökler ağlıyor, biz ağlamışız çok mu? Bize yobaz diyorlar, haberin yok mu?

Reklamlar

İçimizde bu kadar perişan hale getirilmeseydik; dışımızda bu kadar hürmetsizliğe uğramayacaktık.

Patiska kefen çürük teneşir isli kazan. Minarede “ölü var!” diye bir acı sela er kişi niyetine saf saf namaz  Ne ala! Böyledir de ölüme kimse inanmaz hala! Ne tabutu taşıyan ne de toprağı kazan…!

Çok sıkıldıysan hayattan, bir mezarlığa git. Ölüler iyi bilir; yaşamak güzeldir.

Gençlik gelip geçti  Bir günlük süstü; nefsim doymamaktan dünyaya küstü.

Bizler açlıktan karnına taş bağlayan peygamberin, doymak bilmeyen ümmetiyiz.

Ölüm her aklına geldiğinde ‘ah’ edip ‘vah’ edip inleme; bu halinle rabbimi incitmiş olacaksın. Ecel kapıyı çaldığı zaman evi telaşa verme; o geldiği zaman, sen çoktan gitmiş olacaksın.

Seni affetmek hayatımın en büyük hatasıydı. Nerden bilebilirdim ki. Katilini affedersen seni yine öldüreceğini

Öyle ucuz değil gül koklamak gül tutan ele diken batmalı, bir aşka gönül veren o aşkın kapısında yatmalı!

Ayasofya’nın kapılarıyla beraber ‘ruhumuzu’ kilitlediler; ruhumuzu kilitlemek için Ayasofya’yı kilitlediler!

Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin; iki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler. Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin; yolumun zafer takı, gölgeden taş kemerler.

Armut deyip geçmeyin, onun ilk hecesi çoğu kişide yoktur!

Necip Fazıl Kısakürek Anlamlı Sözleri

Üç günlük dünya için gayret üstüne gayret, ebedi bir yaşam için gayret yok hayret.

Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim; gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!

Yön yön sarılmışım ne yana baksam, sarılan olur da saran olmaz mı? Kim bu yüzü çizen sanatkâr rebam, geçip de aynaya soran olmaz mı?

Hayatın çilesine tahammül gerek, değil mi ki sefa ile cefa müşterek. Sizce ağlamak için gözyaşı mı gerek? Bazen dertliler de ağlar ama gülerek

Düşünmek şu, bu değil, öteleri düşünmek; sizinse düşünceniz yataklarda eşinmek.

Keşke ben Allah kelimesinden başka, ağzından tek söz bile çıkmayan bir dilsiz olsaydım!

Öyle insanlar vardır ki; lağıma düşseler, lağımı kirletirler.

Veren de o alan da o, nedir senden gidecek? Telaşını gören de, can senin zannedecek.

Ne hasta bekler sabahı, ne taze ölüyü mezar, ne de şeytan, bir günahı, seni beklediğim kadar.

İnsanlar ikiye ayrılır, vaktini beşe ayıranlar, vaktini boşa ayıranlar.

Başım çığlıklı bir çocuk, onu nasıl avutsam? Ne yapsam da ölümü bir saatçik unutsam?

Tam 30 yıl saatim işlemiş ben durmuşum, gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.

Dün geçti bugünü düşünüyorum, yarın var mı? Gençliğine güvenme, ölenler hep ihtiyar mı?

Kendini dünyalar kadar değerli zannedenlere kısa bir not; dünya beş para etmiyor

Ömrün ilk yarısı; ikinci yarısını beklemekle, ikinci yarısı da; ilk yarısının hasretiyle geçer.

Aldığımız nefesi bile geri veriyorsak, hiçbir şey bizim değil.

Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur.

Dünya güzel olsaydı, doğarken ağlamazdık, yaşarken temiz kalsaydık ölünce yıkanmazdık.

Eğer tadını bilirseniz ekmeği paylaşmak ekmekten daha lezzetlidir.

Benimki benim, seninki de senin! Bu şeriattır  ”Seninki senin, benimki de senin! Bu tarikattır ne benimki benim ne de seninki senin her şey Allah’ın! Bu da hakikattir!

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.

Allah’ın on pulunu bekleyedursun on kul bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul. Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa yaşasın kefenimin kefili karaborsa.

Beni kimsecikler okşamaz madem, öp beni alnımdan; sen öp seccadem.

Kavuşmak mı? Belki daha ölmedim!

Zamanın çarkları sizi yürütüyor, zamanın çarkları beni öğütüyor.

Yüz daha versen yüz uman yüzler bilirim yokuşlara kardeş olan düzler bilirim dünya öküzün üstünde derler ama dünyanın üstünde nice öküzler bilirim.!

Yum gözünü, kalbine her an yokluğu üfür! Kendinden geçmek iman, kendinde olmak küfür!

Bir namazım, bir duam, birde eski seccadem, hepsi hepsi bu kadar, işte benim sermaye.

Gözüm, aklım, fikrim var deme hepsini öldür sana çöl gibi gelen, o göl diyorsa göldür.

Bazı insanlar alçak gönüllüdür, bazıları da alçak olmaya gönüllüdür.

Zonklayan başım benim, kan pıhtısı, cerahat; ona yastıkta değil, secde yerinde rahat…

Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak  benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.

Ey bir aileye bile hükmedemeyen ilerici. Üç kıtaya, yedi denize hükmeden ecdadın mı gerici?

Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader; aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!

Elindeyse zamana, dur, geçme diye dayat. Bir sigara içmekten daha kısa bu hayat.

Çile kapısından erişilecek dünyayı bilseydin, yatağını yorganını satardın.

Devler gibi eserler bırakmak için, karıncalar gibi çalışmak lazım.

Evdeki hesabımız bile çarşıya uymuyorken, ahiret hesabımızın vay haline.

Sonunda ‘eyvah’ diyeceğin şeylere, başında ‘eyvallah’ deme. Pişman ol fakat pişman ölme.

An oluyor bir garip duyguya varıyorum; ben bu sefil dünyada acep ne arıyorum?

Dinde zorlama yoktur, insan özgürdür elbette! İsteyen bu dünyada pişer, isteyen ahirette!

Uğruna ölmekse seni yaşatmak bin kere ölürüm de adına leke sürdürmem, gururdur namustur bayrak ve sancak, aksa da kanım zalimi güldürmem!

Ayağın taşa takıldığında “Allah kahretsin” bile dememelisin, dua etmelisin ki taşa takılan bir ayağın var.

Helal ile beslersen çocuğunu hürmet ile öder borcunu, haram ile beslersen o’nu hakaret ile öder borcunu.

Ey Müslüman, sana düşen nimet sadece çile uyumamak ve düşünmeye memur olmak .Bu çile kapısından erişilecek dünyayı bilseydin, yatağını ve yorganını satardın!

Gideriz, nur yolu izde gideriz, taş bağırda, sular dizde, gideriz, bir gün akşam olur, biz de gideriz, kalır dudaklarda şarkımız bizim.

Kimileri vardır aşkın en yücesine layıktır. Kimileri vardır aşkın en yücesini versen de, aşağılıktır.

Haram kazanılan aş, aşıdan sayılmaz hak için akmayan yaş, yaştan ayılmaz. Kişi, başım var diye övünmesin; secdeye varmayan baş, baştan sayılmaz.

Her kahkahanda Allah’a teşekkür etmiyorsan, neden her ağladığında o’na kızıyorsun?

Ellerime uzanan dudakları tepeyim, Allah diyen gel seni ayağından öpeyim!

Kadından kendisinde olmayanı isteriz; hasret yerinde kalır ve biz çekip gideriz.

Payımıza sükût düştüğünden beridir, kalbimizin sesini daha bir güzel duyar olduk.

Biz bize gerici diyenlere ancak deh demek için gerideyiz.

Şimdi Fatih kalksa mezarından ne ben onu tanırım ne o beni tanır ama İstanbul’u Bizanslılar almış deyip tekrar savaşır.

Ne başını kapat, altını göster; ne altını kapat, üstünü göster. Hepsini kapat, imanını göster.

İnsanın sevdiğini kaybetmesi, dişini kaybetmesi kadar ilginçtir. Acısını o an yaşar, yokluğunu ömür boyu.

Allah var fakat bizim ondan, yalnız sorulduğu zaman haberimiz var.!

Cevabımın şiddetinden susuyorum!

Sırma renginde pislik, dünyanın süsü püsü, bende tek aziz eşya annemin başörtüsü…

Hayat dediğin Allah (c.c.) için değilse, ne çıkar hayat önünde eğilse.

Bu kasvet dünyasında kalmadı özlediğim, namaz vaktinden başka, anını gözlediğim.

Ölüm zorların zoru, yaşamak ondan da zor!

Akıldan büyük nimet, zekâdan da ağır yük tanımıyorum.

Bir idamlık Ali vardı, asıldı; kaydını düştüler, mühür basıldı. Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı. Ondan kalan, boynu bükük ve sefil; bahçeye diktiği üç beş karanfil

Ya Allah’a baş eğer hiç kimseye eğmezsin, ya da herkese baş eğer hiçbir şeye değmezsin.

Gençliğine doyamadan gitti, derler. Doymak mümkün mü ki, doyup da gitsin. Doymak burada değil. Burası acıkmanın yeri.

Yola çıktıklarını yolda bulduklarına değişirsen; hem yolunu kaybedersin, hem dostunu!

Her ağızda, her telde fanilik dırıltısı, sonunda tek bir şarkı, tabutun gıcırtısı!

Hayatımızın yarısını uyuyarak geçiriyoruz, diğer yarısını da uyutularak

Geçti, istemem gelmeni, yokluğunda buldum seni; bırak vehmimde gölgeni, gelme, artık neye yarar?

Siz hiç bir sarrafın bağırdığını duydunuz mu? Kıymetli malı olanlar bağırmaz.

Akıldan büyük nimet, zekâdan da ağır yük tanımıyorum.

Kadın mezarlığa girerken başını kapıyor, dışarı çıkarken açıyor, ölüye karşı kapayıp, diriye karşı açmak akıl almaz.

Benim istediğimi Allah istemiyorsa, konu kapanmıştır.

Zamanı kokutanlar mürteci diyor bana; yükseldik sanıyorlar, alçaldıkça tabana.

Felsefe; çürük cevizlerle dolu bir denizde sağlam cevizi aramaktır.

İki insan çeşidi vardır. Zaman geçtikte hatalarıyla yüzleşen! Zaman geçtikçe yüzsüzleşen.

İhya etmek için ne kadar ilim lazımsa imha için de o kadar cehalet kâfidir

Kişiye göre davranacaksın, küçükle küçük olacaksın hatta ama seviyesizin seviyesine inecek kadar düşmeyeceksin hayatta…

Somurtuş ki bıçak, nara ki tokat; zift dolu gözlerde karanlık kat kat  yalnız seccademin yününde şefkat; beni kimsecikler okşamaz madem; öp beni alnımdan, sen öp seccadem!

Yanında olduğum zaman değerimi bilmezsen; değerimi bildiğin gün beni yanında bulamazsın…

Geçti, istemem gelmeni yokluğunda buldum seni.

İnsanı olgunlaştıran yaşı değil, yaşadıklarıdır.

Yusuf baştan aşağı iffet olduktan sonra, Züleyha baştan aşağı afet olsa ne yazar.

Ağaçtan düşen yaprak nasıl kurumaya mahkûmsa; gönülden düşen insan da ‘unutulmaya mahkûmdur.

İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var; sükût gibi münzevi, çığlık gibi hürsünüz. Dünyada taşınacak bir kuru başınız var; onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.

Bin “günahın” olsa da bana, bir gün “ahım” yok sana…

Allah bir! Demektense ecel teri dökerken; ölüversem, beklenmez anda Allah bir erken…

Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın; gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın.!

İnsan namaz kılarsa, namaz da insanı insan kılar.

Yarın elbet bizim, elbet bizimdir gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!

Ben geçmişimi dürdüm, büktüm ve kaldırıp çöpe attım, bu çöpleri ise ancak; kediler ve köpekler karıştırır!

Ne kervan kaldı, ne at, hepsi silinip gitti, iyi insanlar iyi atlara binip gitti.

Bana bir ben lazım, bir de beni anlayan. Beni bir ben anlarım, bir de beni yaradan

Sokak lambası gibi olma ey yar. Kime yandığın belli olsun.

Sabırda pişer koruk, yerle bir olur doruk. sabır, sabır ve sabır, işte Kur’an ‘da buyruk .

Etiketler:

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz