Warning: Invalid argument supplied for foreach() in /var/www/vhosts/sevgimesajlarim.com/httpdocs/wp-includes/script-loader.php on line 2678

Anlamlı Kelimeler

Anlamlı Kelimeler

Anlamlı kelimeler yazımızda eski, unutulmuş ,kullanılmayan veya az bilinen kelimeleri bu yazımızda sizler için derledik. Siz değerli site ziyaretçilerimizin de bildiği anlamı güzel kelimeler varsa yazımıza yorum olarak yazabilirsiniz.

Derin Anlamlı Kelimeler

Zinhar: Asla…

Mütehassıs: uzmanlık.

Vâkıf: “Bilgisi olan.”

Cenap: Sağ veya sol taraf.

Çilemek: Yağmur serpintisi.

Lafügüzaf:  Anlamı boş söz”dür.

Feveran: Kaynama, coşma, fışkırma.

Umman: Çok büyük engin deniz, okyanus…

Müteşekkir: teşekkür etme durumunda olan.

Perestiş:  Taparcasına, delicesine sevmek…

Münferit: Tek, ayrı veya kendi başına olan.

Mutabık: Uzlaşma, anlaşma anlamına geliyor.

Erbain:  Kırk. Kırk gün devam eden kara kış.

Zemheri (karakış):  40 gün süren soğuk dönem.

Sirayet: Herhangi bir etkinin yayılması, dağılması.

Mamafih: Bununla birlikte, durum böyleyken, buna rağmen.

Pestenkerani: Önemsiz, değersiz ve saçma. (Kökeni Farsça)

Mütehassis: Duygulanmış, duygulanan, duygulu anlamına geliyor.

Müstehcen: açık seçik” anlamını taşıyan kelimedir. (Eski Türkçe)

üzümay, istavritay, ilkgüz” derken Eylül için “esef ve özlem ayı.

Lâyetezelzel: Sarsılmaz ve güvenilir. (Arapça kökenli bir kelime.)

Muzır” sözcüğü, “yayın” anlamına gelen neşriyat ile birlikte anılır.

Gümüşservi: Geceleri Ay’ın suya yansımasıyla oluşan parıltılı görünüm.

Beyhude: Yararı olmayan, anlamdan yoksun. (Farsça kökenli bir kelime.)

Abis: Deniz veya okyanuslarda güneş ışığının ulaşamadığı en derin kısmı.

Şikemperver: Boğazına düşkün, yemek yemeyi seven, yemek yerken zevk alan.

Sarfınazar: Saymama, dikkate almama, vazgeçme. (Arapça kökenli bir kelime)

Efsunkâr: Sözcüğünün kökeni olan “efsun”, “büyülü” anlamına karşılık geliyor.

Hâsiyet: Bir şeye has nitelik, o nesnede bulunan meziyet, kuvvet, tesir, hassa.

Ehvenişer: Kötü seçenekler arasındaki en iyi olanı/gözükeni seçmek. (Eski Türkçe)

Haddizâtında: Sözcük, “aslında” veya “esasında” anlamlarını içeriyor.  (Eski Türkçe)

Tahayyül: İmgeleme, zihinde canlandırma, gözünün önüne getirme” anlamlarına geliyor.

Lalettayin: Arapça kökenli ve “herhangi bir” ya da “sıradan” anlamlarını karşılıyor.

Tevekkeli: Boşuna, boş yere, sebepsiz, mesnetsiz, gelişigüzel” anlamları içeriyor. 

Safderun: Saf, temiz kalpli ve kolayca aldatılabilen. ( Arapça, Farsça) (Eski Türkçe)

Babayani:  Dış görünüşe, gösterişe önem vermeyen, görmüş geçirmiş, hoşgörülü, babacan.

Beynelmilel: Beynelmilel sözcüğü “uluslararası” demenin eski söylenişiydi. (Eski Türkçe)

Dilhun: İçi kan ağlayan, başka bir deyişle çok kederli ve üzüntülü kimseler. (Eski Türkçe)

Pâyidar: Ölümsüz sonsuza kadar yaşayacak olan, kalıcı ve devamlı anlamlarına gelir. (Farsça)

Feriştah: “bir işi yapan en iyi kişi”, yani “işin ehli” ve “alanında profesyonel… (Eski Türkçe)

Hissikablelvuku:  Olacakları önceden hissetmek, tahmin etmek ve içine doğmak gibi anlamlara gelir.

Şekerrenk: Araya soğukluk girmiş, bozulmuş dostluk. Farsça kökenli, o dilde anlamı “sarıya çalan renk.”

Alicenap: En yalın haliyle “cömert” anlamını veren bu sözcük, “onurlu, şerefli” olarak da kullanılıyor.

Zevahir:  Dış görünüm” gibi bir anlam içeriyor. Mecaz anlamda ise “durumu toparlamak” anlamını geliyor.

Velhasıl: ”Sözün kısası” anlamıyla, yani “özetleme” manasıyla, sözcüğün etimolojik kökeni keza Arapça. “

Meyus: Üzgün olmayı, karamsarlığı ve umutsuzluğu vurgulayan bir sözcük olan “meyus”, Arapça kökene mensup…

Mütevellit:  İçinde yer aldığı cümleye “-den dolayı” anlamı katan sözcük, Arapça kökene mensup. (Eski Türkçe)

Akkadça “Nisannus” (taze mahsul) kelimesine dayandırılan Nisan, doğanın tazelenmesi ve insanın yenilenmesidir.

Namütenahi: Arapça “mütenahi” köklerinden türetilen sözcük; “sonsuz, ucu bucağı ve nihayeti olmayan” demektir.

Girift: Aynı zamanda bir çalgı ismi de olan girift sözcüğünün anlamı karmaşık, çapraşık, karışıktır.” (Farsça)

Fevkalbeşer: “İnsan” anlamına gelen “beşer” sözcüğü ile türetilen fevkalbeşer, “insanüstü” anlamını doğuruyor.

Güzeşte:  Zaman bakımından geçmiş, geride kalmış demekmiş. Çoğulu “Güzeştegân”, geçmiş olanlar anlamında. (Farsça)

Zeyrek: Sözcüğümüz, Farsça kökenli ve  “uyanık, akıllı, güçlü, anlayışlı, zeki” gibi birden fazla anlamına geliyor.

Vaveyla: Herhangi bir olay karşısında vuku bulan şaşkınlık ya da acının sebep olduğu çığlıklara vaveyla deniliyor. (Arapça)

Dâreyn: “İki ev” Dünya ve âhiret. Bana dâreynde kâfî kulun olmak şerefi Ey şeh-i bende-nüvâz eyleme âzâd beni  (Muallim Nâci)

Süveyda: Kalbin ortasındaki gizli günahların saklı olduğu -sanılan- siyah birikinti, beneğe, karalığa deniyormuş. (Arapça kökenli)

Sensemek:  eskiden kullandığımız kelimelerden biri. Sevilen birine duyulan ihtiyacı, kalbin sevdiğini özlemesini, hasreti ifade ediyor.

Farsça Güzel Anlamlı Kelimeler

O mahur beste çalar Müjgân’la ben ağlaşırız” dizesindeki “Mahur”, musikide bir makammış. “Müjgân” ise kirpik(ler) demekmiş (Farsça kökenli).

Munis: Arapça kökene sahip sözcük, , “cana yakın” demek. Bununla birlikte; “sevimli, sıcakkanlı, uysal ve uyumlu” gibi anlamlar da içeriyor.

Mukadderat: Evet, aynen öyle. “Takdir” sözcüğünden meydana getirilen bu sözcük, “kaçınılmaz durumları” ifade etmek için kullanılıyor. (Arapça)

Bağban: Bağ bekçisi, bahçıvan. Ey melek-sîmâ bugün devran senindir sen benim Bağ senin bağban senin gülşen senindir sen benim. (Erzurumlu Emrah)

Zahir: kuşkusuz, şüphesiz”, isim olarak kullanıldığında “dış görünüş” ve sıfat olarak kullanıldığında “açık ve/veya belli” anlamlarına gelen bir sözcük

Âmiyâne: Basit, sıradan, bayağı” anlamlarının yanı sıra “alelade” sözcüğü yerine de kullanılabiliyor.  (kökeni hem Arapça hem de Farsça olarak açıklanıyor.)

Canhıraş: Yürek paralayan” ve “tüyler ürpertecek kadar korkunç. (Farsça kökenli olan bu sözcük, hüzün hissi yaratacak durumların dile dökülmesinde yardımcı oluyor.)

Perdebîrun: Farsça kökenli bir sözcük olan perdebîrun; “açık saçık konuşan, utanması olmayan, edep yoksunu, terbiyeden nasibini almamış” kişiler için kullanılabiliyor.

Merdümgiriz: Farsça kökenli olan kelime birleşik sıfat özelliği taşıyor ve “kalabalığı sevmeyen, insanlardan kaçan, kendini toplumdan izole eden” kişiler için kullanılan ön ad.

Tufeylî: Kendi emeğini kullanmaktan imtina edenlerin sıfatını ortaya koyan tufeyli sözcüğünün anlamı; “asalak”tır. Haliyle; “başkasının sırtından yaşamlarını sürdüren kimseler” için kullanılıyor.

Berceste: Güzel, latif, seçilmiş, değerli. “ve benzerleri” anlamına da gelen Farsça kökenli bir kelimedir. Edebiyatta; “ince anlamlı, latif, güzel, kolayca hatırlanan, sevgimesajlarim.com sanat değeri yüksek dizeler için de kullanılıyor.

“Ruz-i Hızır” olarak da bilinen Hıdırellez, Arapça “Hızır (yeşillik, yeşilin tadı)” ve Farsça “Ruz (gün)” sözcükleriyle ilişkilidir. Doğanın canlanıp yeşillenmesi ve bu yeşilip temas ettiği yerlerin bereketlenmesi demek.

Müşkülpesent: “Detaycı, zor beğenen, titiz” gibi karşılıklarla anlamlandırılabilecek müşkülpesent sözcüğünü, sürekli bahane uyduranlar için kullanıldığını biliyoruz. (Sözcük Arapça ve Farsça kökene sahip bir şekilde türetilmiş.)

Tumturak:  İhtişam, gösteriş, debdebe, görkem” gibi sözcüklerin yerine kullanılabilecek bir sözcük. Bu kelime ile ilgili olarak birtakım kaynaklar sözcüğün Arapça kökene sahip olduğunu söylese de diğer bazı kaynaklar ise Farsça iddiasını öne sürüyor.

Anlamlı kelimeler Yabancı

Shuushi:  Sonbahar geldiğinde üstümüze çöken hüznü, duygusallığı, melankolik hisleri anlatan Japonca sözcük.

Aotearoa: Uzun beyaz bulutlar ülkesi.

Depaysement: Alışılmış ortamdan, yaşanılan yerden farklı bir yerde olmaya, yabancılık hissetmeye veya arada kalmışlık.

Sillage: (kokunun izi): Sevdiğin ya da sıradan biri gittikten sonra ortamda kalan kokusu. (Fransızca)

Sukha:  Dış dünyadan veya ortamdan etkilenmeden yaşanan özgün mutluluk.

Mono no aware: Geçici olan şeylerin farkında olmaya ve bunun verdiği üzüntü. (Japonca)

Gökotta: Sabahın erken saatlerinde kuşları dinlemek için yürüyüş yapmak.  “Şafak pikniği” diye de biliniyor. (İsveç)

Omnia mutantur, nihil interit: Her şey değişir, ama hiçbir şey yok olmaz. (Latince)

Versamur ibidem atque insumus usque: İnsan kendini saran çemberin içinde döner durur.

Promaja: Cereyanda, rüzgarda kalmak gibi insanları hasta edecek kadar kuvvetli, gizemli, mistik güc. (Balkanlarda kullanılan bir sözcük)

Abyssos: Dipsiz, dibi olmayan. (Yunanca)

Orenda: Etrafımızdaki her şeye etki, nüfuz ederek dünyanın değişebileceğini düşünmek, bunu düşündürten manevi güç.. (Huron dilinden, Kızılderililer)

Apricity: Kış gününde ortaya çıkan güneş ışığı veya kış güneşinin sıcaklığı. (İngilizce)

 Apricitas: Güneş sıcaklığı. (Latince)

Saudade: Şu an var olmayana, kaybedilmiş kişiye veya yokluğuna duyulan buruk, melankolik özlem. (Brezilya)

Onsra: Bir daha aşık olmayacağını anladığında gelen kalp kırıcı hisse, son aşk. (Kuzeydoğu Hindistan dili)

Mono no aware: Geçici olan şeylerin farkında olmaya ve bunun verdiği üzüntü. (Japonca)

Finifugal: Sonlardan kaçmak, herhangi bir şeyin sonunu öğrenmek istememek. (Latince)

Mágoa: Bazen çok uzun süre üzüldüğümüz şeylerin yüzümüzdeki bıraktığı kalıcı izler. (Portekizce)

Macula: Benek, leke. (Latince)

Graphomania: Başıboş şekilde yazma, her gördüğünü kağıda dökmek, yazı yazma manisine deniyormuş. (Yunanca)

Omnes Vulnerant Ultima Necat: Her saat yaralar sonuncusu öldürür demek. (Latince) (Eski güneş saatlerinin kadranına yazılan bir cümle.)

Yi ri san qiu: (Bir gün, üç sonbahar). Birisinden kısa bir süre ayrı kalıp, uzun süredir ayrıymış gibi hissetmek. (Çince)

Orkusuga: Enerji emici arkadaş, fazla ilgi isteyen, hayat enerjinizi çeken kişi. (İzlandaca)

Euneirophrenia: Rüyalardan sonra hissedilen huzurmuş. (Yunanca)

Malneirophrenia: Kâbuslardan sonraki huzursuzluk. (İngilizce)

Accismus: Çok istenilen bir şeyi istemiyormuş gibi davranmak, istemeden reddetmek. (Latince)

Natsukashii:  Nostalji hissi veren bir nesne yüzünden geçmişe gidip anıları yaşamak, keyiflenmek. (Japonca)

Uitwaaien: Kafanı dinlemek, toplamak için rüzgarda yürümek, hava almak demek.

Perfer et obdura; dolor hic tibi proderit olim: Sabırlı ol ve dayan; gün gelecek bu acı sana yarayacak. (Latince)

April: Açmak, ortaya çıkarmak, tabiatın uyanışı ve canlanışıdır. (Latince)

Nermdil: Yüreği yumuşak. Merhametli. (Farsça)

Etiketler:

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


Warning: Invalid argument supplied for foreach() in /var/www/vhosts/sevgimesajlarim.com/httpdocs/wp-includes/script-loader.php on line 2678