Ayfer Tunç Sözleri

Ayfer Tunç Sözleri

Sayfa İçeriği: Ayfer Tunç Sözleri, Ayfer Tunç En Güzel Sözleri, Ayfer Tunç’un Sözleri, Ayfer Tunç Kitap Alıntıları, Ayfer Tunç Kısa Sözleri, Ayfer Tunç Kitap Sözleri, Ayfer Tunç Resimli Sözleri

Ayfer Tunç En Güzel Sözleri

Ayrılmak, gidenin, kalanın kucağında bir kucak kor bırakmasıdır, yanar durursunuz kül olana kadar.

“Yaşamanın bir sebebi yok,” dedi Mürşit. “Sebebi biz uyduruyoruz. Yaşamak bu demek, hayat denen bu şeyi sürdürebilmek için sebep yaratmak.”

Eskiden cankurtaran denirdi, ambulans demek yeni âdet oldu. Cankurtaran ne güzel sözcüktü oysa.

Öyle derine işleyen bir şeydi ki okul numarası, insan ilkokul numarasını hiç unutmaz, unutamazdı.

Güzel şeyleri hatırlamanın ertesi günü mahveden, yıkıcı bir tarafı vardır.

Pazar günleri, hayatın intikam günleri… Neşeli başlasın öyle geçsin diye gayret edildikçe insanı koyu bir yalnızlığa, anlaşılmaz bir kedere iten günler.

İddialı bir babanın oğlu; İddialı babalar en çok evlatlarının istikbaliyle oynayanlar.

Hayat dediğin dünya üzerinde bir arayış… İnsan ne aradığını da bilmiyor işin kötüsü. Bulsan da bir bulmasan da… Belki pes etmek en iyisidir.

Ama gözleri bağımlılık yaratıyor.

Mümkün olsa kalan ömrünü şu anda isteyene verir. Almam diyen bir Allah’ın kulu da çıkmaz. Herkes pek seviyor hayat denen bu sıkıntıyı, kimsenin ölesi yok.

Hayat denen rezalete, musibete, felakete tahammül etmek için gamsız olmak şarttı.

Aşk, insanı rezil etmek zorunda mı?

Memleketin her karışında pür dikkat kesilmeyi gerektirecek korkunç şeyler oluyordu, ama haberlerde bir şey yoktu, suyunun suyu konular.

Bağlılığın güven duygusuyla ilgisi var, bağlanmak biraz da güvenmek demek. Güven insana iyi gelen bir his. Öte yandan bağlılık özgürlüğün de ayaklarını bağlayan bir his.

Sevginin taşlaştığı yerde öfke kolay köpürüyor.

Bir yığın acıyı, kırıklığı, yarayı barındırmış olan o upuzun zaman nasıl da anlamadan geçmişti.

Bana bakan gözler artık dikkatimi çekmiyor. Çektiği olursa da size vereyim demek istiyorum, alın sizin olsun bakmaktan hoşlandığınız bu yüz, yalnız günleri sayılı, söylemedi demeyin.

Ağızda hapsolmuş kelimelerle, ağızdan çıkmış kelimeler arasında fark var.

Sanki derimin altında benden daha büyük bir şey var ya da beni yutmuş bir boşluk.

İhaneti çekici kılan şeyin şehvet olduğunu sanırlar; şehvet seldir, sürükleyendir, doğru; ama asıl çekici olan cesaretmiş meğer.

Hayat ve ölüm iki ucundan ateşe verilmiş bir ip gibi karşıt yönlerden yola çıkarlar ve karşılaştıkları yerde macera sona erer.

Hayat böyle bir şeydir, eziyettir, sıkıntıdır, dertler bütünüdür.

Suç böyle bir şey, asla kendisiyle sınırlı kalmaz, geçmişi de ortaya döker, yeniden yazar, kuyruğuna başka şeyler takılır, devasa bir günah haline gelir.

Güller arasında seni bensiz gören olmuş.

Vaktim çok boldu, ama silik kadınlarla harcamak istemedim.

Karım evde bir masam olmasını istemiyordu, kitaplığım olmasını da. Karım aslında evde ” ben” olmasını istemiyordu.

Geçmiş her anlattığımızda kılık değiştiren bir uydurmadır.

Zarar vermek bir kişilik özelliği, zarar vericiler her durumda zarar vermenin bir yolunu bulur.

Belki yarın da gelmeyecek, öbür gün de. Bekleyeceğim.

Ayrılmak bir solucanın ikiye bölünmesi gibidir, her iki parça ayrı ayrı yaşamaya devam eder, bir zamanlar tek parça değilmiş gibi, tanımaz birbirini parçalar.

Bin yıl yaşamış gibi hissediyordum kendimi.

Seninle resim çektirelim dedim, ama samimi bir resim olsun. Bana, beni seviyormuşsun gibi bak.

Zaman örtmüyor, ama yatıştırıyor; bu da az şey değil.

Yalnız elleri güzel olan kadınlar tanıdım, yalnız gözleri güzel olanlar. Cıvıldar gibi konuşanlar içimi ısıttı. Hiç konuşmayanlardan sıkıldım. Öfkelilere, her şeye bakmakla yetinenlere, şımarıklara kızdım. Ağlamaklılara, korkaklara, utangaçlara, okuyup kendine saklayanlara acıdım. Çok anlatanları, pervasızları, cesurları, anlamaya çalışanları beğendim.

Mutluluk öyle gökten zembille inmiyor, itina istiyor.

İnsanın acıyı taşıma kapasitesinin sonsuz olduğunu düşünüyor. İnsan ezilinceye, ezilip incecik bir tabaka kâğıt haline gelinceye, hatta yok oluncaya kadar acıyı taşıyabiliyor.

Beni neyin beklediğini bilmiyorum. Ama beni güzel günlerin beklediğine inandığım günler çoktan bitti.

Ama bilmiyordu ki vücudun ruha ihanet etmediği anlar pek azdır. Ne çok ister insan büyük kederlerin ardından ölüp gitmeyi de, başaramaz. Ruh, başına kara bir hale takarak göğe yükselmek için çırpınır ama vücut dünyalıdır; yer, içer, yaşar.

Masa örtüsü denince akla gelen, yemek yenirken serilen örtüler değil, aksine yemek yenmediği zaman masaya serilen, dantelden, nakışlı veya benzer bir el emeği ile hazırlanmış, örtülerdi.

Köpeğin köpeği ısırmadığı, al gülüm ver gülüm ülkesindeydik.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz