Erich Scheurmann Sözleri

Erich Scheurmann (1878–1957), Alman bir ressam, yazar, kuklacı, öğretmen ve vaizdir. 24 Kasım 1878’de Hamburg’da doğmuş; sanata olan ilgisiyle büyüyünce resim eğitimi alıp hâlen edebiyat ve sanat dünyasında yer edinmiştir
1914’te, Hermann Hesse’nin de etkisiyle Güney Denizi’ne yönelik deneyimler yaşamak üzere Samoa’ya gitmiş; burada I. Dünya Savaşı çıkınca hem mahkûm edilmiş hem de ABD’ye gidiş sonrası yeniden tutulmuştur
1918’de Almanya’ya dönmüş, Bodensee çevresinde sanat ve öğretmenlik faaliyetlerine devam etmiştir. En bilinen eseri, 1920’de yayımladığı Der Papalagi (Türkçede Göğü Delen Adam), bir Samoalı köy şefi olan Tuiavii’nin ağzından 11 konuşmayla Batı kültürünü eleştirir
Bu eser, modern toplumun zaman, çalışma, tüketim ve yabancılaşma anlayışına sert eleştiriler getirerek özellikle 1960–70’lerde toplumsal muhalefet ve karşı kültürde geniş yankı uyandırmıştır.
Erich Scheurmann En Güzel Sözleri
– “Evet, özellikle kötü ve acı olaylar, iyi olaylara göre çok daha ayrıntılı anlatılır;hem de tek bir noktası bile atlanmamacasına.Sanki kötüyü anlatmaktansa iyiyi anlatmak daha önemli daha keyifli değilmiş gibi.” (Göğü Delen Adam)
– O, güneşi sevdiğini söyler ama hep duvarlar arasında yaşar.
– Gözleri aynaya bakar ama ruhunu görmez.
– Her şeye isim verir ama hiçbir şeyin özünü bilmez.
– Gönlün görmediğini göz de göremez.
– Çünkü beyazların dünyasında insanların ağırlığı yalnızca parasıyla, o parayı her gün ne kadar arttırabildiğiyle ve hiçbir depremin zarar veremeyeceği kalın demir kutunun içinde ne kadar biriktirebilidiğiyle ölçülür. Yiğitliği, soyluluğu ya da zekasının parlaklığıyla değil.
– Sadelikten korkan insan, bollukta boğulur.
– Kendimizi, yaşama sevincimizi alıp götürecek, ruhumuzu karartıp içindeki aydınlığı alacak, bedenimizle kafamızı çatışmaya sürükleyecek her şeyden korumalıyız. (Göğü Delen Adam)
– Avrupa’da para vermeden herkesin yararlanabileceği tek bir şey buldum: Hava. Havanın da, yalnızca unutulduğu için parasız olduğunu sanıyorum.
– Doğanın melodisini duyamayan, şehir gürültüsünü müzik sanır.
– Göklerin delindiğini zanneden insan, yeryüzünü de delmekten çekinmez.
– Papalagi, konuşmayı çok sever ama ruhu sessizlikten korkar.
– Bu köylerde, kentlerdekinden başka türlü düşünen insanlar yaşar. Yarık insanlarından daha çok yiyecekleri olduğu halde elleri kaba, örtüleri daha kirlidir. Yaşamları diğerlerinden çok daha güzel ve sağlıklıdır. Tüm yarık insanlarına yiyecek sağlamaktan canları çıkar. Yine de, neden öbürlerinin örtülerinin daha güzel, ellerinin daha beyaz olduğunu, neden kendileri gibi güneşten terleyip, rüzgarda üşümek zorunda kalmadıklarını bir türlü almaz kafaları.
– Kalabalıklar içinde yalnız kalmayı öğrenmiş bir varlıktır.
– Her şeyin fiyatını bilir, değerini değil.
– Gülümsemeyi unutan bir toplumda, en çok ağızlar büyür.
– …Eğer insan çok fazla ‘şey’e gereksinim duyuyorsa, bu büyük bir yoksulluğun göstergesidir. Çünkü bu, o insanın, Büyük Ruh’un ‘şey’leri açısından yoksul olduğunun kanıtıdır. Papalagi’de yoksuldur, çünkü o tam bir ‘şey’ düşkünüdür, ‘şey’leri olmadan yaşayamaz…..
– Beyaz adamın gözleri hep uzağı arar, yakındakini hiç görmez.
– Eğer insan çok fazla ‘şey’e gereksinim duyuyorsa, bu büyük bir yoksulluğun göstergesidir. (Göğü Delen Adam)
– Birinin her şeyi varken, diğerinin hiçbir şeyi olmamasına izin vermeyen geleneklerimizi sevelim. (Göğü Delen Adam)
– İnsan, zamanı kendi elleriyle parçalara ayırdı ve sonra o parçalarda kayboldu.
– İnsan, betonun içinde doğayı özleyerek yaşar.
– Biriktirdiği şeyler onu ağırlaştırır; uçamaz hale gelir.
– Bu taş kabuğa yalnız tek bir yerden girilip çıkılır, Papalagi bu yere, içeri girerken “giriş”, dışarı çıkarken de “çıkış” adını verir, oysa ortada tek bir delik vardır. (Göğü Delen Adam)
– Kendine yabancılaşan insan, dostu da düşmanı da tanıyamaz.
– Hastadır o kaçıktır. Ruhunu yuvarlak metal ve ağır kağıda adamıştır. Hiçbir şeyle yetinmez, gözü doymak bilmez. kimseye kötülük etmeden, haksızlık yapmadan, geldiğim gibi göçüp gideyim şu dünyadan diye düşünmez.
– Papalagi için mutluluk, bir eşyanın etiketinde yazılıdır.
– “Para vermeden herkesin yararlanabileceği tek bir şey buldum: Hava. Havanın da, yalnızca unutulduğu için parasız olduğunu sanıyorum.” (Göğü Delen Adam)
– “Ölü olmadıkları halde, yaşamaz onlar. Düşünme hastalığı galebe çalmıştır.” (Göğü Delen Adam)
– Yürümek yerine koşar, ama nereye gittiğini bilmez.
– Ne kadar inşa ederse, o kadar çöküşü hazırlar.
– İçinde yaşadığı zaman dilimini anlamadan, geleceği inşa etmeye çalışır.
– Bedenini giysilerle örter, çünkü ruhunu soyunmaktan korkar.
– “Zamanı olan insan çok azdır. Belki de hiç yoktur. Bu yüzden herkes sevgimesajlarim.com yaşamın içine fırlatılmış birer taş gibi koşuşturur. Sanki hızlı yürüyen insan daha değerli, yavaş yürüyenden daha yürekliymiş gibi davranırlar.” (Göğü Delen Adam Samoa’yı Anlatıyor)
– Beyaz adam, her sorunun cevabını cebinde taşır: Para.
– Her şeyden biraz bilir, hiçbir şeyi tam bilmez.
– Gövde, kol ve bacaklar ettir. Ancak boyundan yukarısı gerçek insandır.
– Yolculukları hep uzaklara, ama kendi içine asla değildir.
– Papalagi, zamanın efendisi olduğunu sanır; ama aslında kölesidir.
– Kendi evini yıkıp yerine taş kuleler diken tek canlıdır.
– Düşünmeden konuşur, hissetmeden yaşar.
– Bir Avrupalı’ya sevginin tanrısından söz edecek olsan, yüzünü buruşturur ve güler. Senin düşüncenin yalınlığıyla alay eder. Ama pırıl pırıl bir yuvarlak metal ya da koca bir ağır kağıt uzatacak olursan, o an gözleri parıldar ve dudaklarının arasından salalar akar. Onun sevgisi paradır., tanrısı paradır. Onlar, yani beyazların tümü uykularında bile bunu düşünürler.
– İç sesini susturmak için dış gürültülere sığınır.
– Çok bilir ama hiç anlamaz.
– Tanrı’nın her şeyi kendi adaletli elinde tuttuğu yerde ne kavga olur ne de yokluk. (Göğü Delen Adam)
– Beyaz adam budala ve kördür. Gerçek mutluluğa karşı sağırdır ve bu utancını gizlemek için kat kat örtünmesi gerekir.
– Kalbi olmayan bilgilerle donanır.
– O, zamanı öldürürken, aslında kendini tüketir.
– Doğayı öğretmek için sınıflar kurar, ama bir ağacın altında hiç oturmaz.
– Kelimeleri çok, ama sözleri anlamsızdır.
– Papalagi’nin kalbi, makineler gibi çalışır ama sevgi üretmez.
– Her yere ulaşır, ama hiçbir yerde kalamaz.
– O, sahip olmadan sevmeyi bilmez.
– Kendini geliştirmek yerine, sahip olduklarını artırır.
– Bir yaprağın dansını görmeyen göz, yıldızları da anlamsız bulur.
– Sessizliği kaybettiğimiz gün, insanlığımızı da yitirdik.
– Gökten gelen ışığı, lambayla taklit etmeye çalışır.
– Dünya onun için bir pazar yeridir, bir yuva değil.
– Sözler insanın karnını delmez (Göğü Delen Adam Samoa’yı Anlatıyor)
– Papalagi’nin dünyasında ruh, demirin soğukluğuna mahkûmdur.
– İnsanın gözü doymazsa, dünya da dar gelir.
– Ne kadar çok şey biriktirirse, o kadar az şeye sahip olur.
– Papalagi, hayatı yaşamak yerine, planlar.
– Çünkü beyaz adamın gerçek tanrısı, kendisinin “para” adını taktığı yuvarlak metal ve ağır kağıttan başka bir şey değildir.
– Doğayı kontrol etmeye çalışırken, kendini yitirdi.
– Para, beyaz adamın kalbindeki tanrıdır; ona dua eder, onun için yaşar.
– Ruhunu sattığını bile fark etmeyecek kadar meşguldür.
– ” Tanrı sevgiymiş. Gerçek bir inanan, sevgi düşüncesini her zaman göz önünde bulundurmalıymış. Ulu Tanrı için, beyaz adamın dualarıda yeterliymiş. Onun tanrısı kandırdı bizi, açıkça dolandırdı. Papalagi de (beyaz adam), kendi tanrısını kandırıp fiştekledi bizi Büyük Ruh’un sözlerini kullanarak aldatması için. Çünkü beyaz adamın gerçek tanrısı, kendisinin “para” adını taktığı yuvarlak metal ve ağır kağıttan başka bir şey değildir. “
– Doğaya yabancılaşan insan, kendine de yabancı olur.
– Şimdi, diyelim ki birinin çok parası var; hem öyle çok ki yüzlerce, binlerce kişi bu parayla işlerini yoluna koyabilir. Ama o, bu paradan onlara zırnık koklatmaz. Oturur ağır kağıtların üstüne, kollarının da sarar yuvarlak metallere, gözlerinde hırs ve zevk parıltılarıyla bakınır durur. “Bu kadar çok parayı ne yapacaksın?” diye soracak olsan. “Bu dünyada giyinmekten, açlığını ve susuzluğunu bastırmaktan başka ne istersin” desen, söyleyecek söz bulamaz, ya da “Daha çok para istiyorum, daha çok daha çok,” der.Böylece sen de, paranın onu hasta ettiğini, bütün duyularını ele geçirdiğini anlarsın.
– Teknolojiyle büyüyen çocuklar, yıldızları unutur.
– Daha doğar doğmaz para ödemeye başlarsın. Öldüğünde de, öldüğün için ailen para ödemek zorunda kalır. Ayrıca bedenin topara verildiği için ve mezarına senin adına dikilen taş için de para ödemek gerekir.






Henüz yorum yapılmamış.