Erich Maria Remarque Sözleri

Erich Maria Remarque, 22 Haziran 1898’de Almanya’nın Osnabrück kentinde doğmuş, 25 Eylül 1970’te İsviçre’de ölmüş olan Alman roman yazarıdır. En çok I. Dünya Savaşı’nı anlattığı “Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok” (Im Westen nichts Neues) adlı romanıyla tanınır. Bu eser, savaşın dehşetini ve anlamsızlığını bir askerin gözünden son derece gerçekçi ve çarpıcı biçimde aktararak dünya çapında ün kazanmıştır.
Gerçek adı Erich Paul Remark’tır. Daha sonra annesinin soyadı olan “Remarque”ı kullanmıştır. I. Dünya Savaşı’na genç yaşta katıldı, ağır yaralandı ve bu deneyimleri eserlerine derin izler bıraktı. Savaş sonrası öğretmenlik, reklamcılık, gazetecilik gibi işler yaptı. 1929’da yayımlanan “Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok”, savaşın yıkıcılığını anlatan en önemli romanlardan biri oldu. Nazi Almanyası’nda bu eser “vatan hainliği” ile suçlanarak yasaklandı ve kitapları yakıldı.
1930’larda Almanya’dan ayrılarak İsviçre’ye, ardından ABD’ye göç etti. 1947’de Amerikan vatandaşı oldu. Nazi rejimi sırasında kız kardeşi Elfriede Remarque, onun yazdıkları nedeniyle idam edilmiştir. 1950’li ve 60’lı yıllarda savaşın, sürgünün ve bireyin yalnızlığının işlendiği romanlar yazmaya devam etti.
Erich Maria Remarque Sözleri Anlamlı
– Bu ömür onu bırakmakta.
– Gerçek acı, anlatamadığın acıdır.
– Barış, ancak ölüleri rahatsız etmez.
– İnsan bazen bir hayatta iki ölüm yaşar.
– Bize yaşamayı değil, ölmeyi öğrettiler.
– Yazmak, konuşamayan bir ruhun çığlığıdır.
– İnsan, en çok savaşta insana hasret kalır.
– Savaşa alışmak, ölüme alışmaktan beterdir.
– Düşman, aynaya bakmaktan korkan bir adamdır.
– Her savaş, bir çocuğun yarım kalan masalıdır.
– Gerçek dostluk, ölümle sınandığında bile solmaz.
– Anılar, geçmişin küllerinde yanmayan tek şeydir.
– Savaş, kelimelerle anlatılamayan bir suskunluktur.
– Sessizlik, savaş alanlarında en çok konuşan şeydir.
– Hiçbir kurşun, bir annenin duasından hızlı değildir.
– Kimin haklı olduğuna savaş değil, ölenler karar verir.
– Bir ülkeyi anlamak istiyorsan mezarlıklarını ziyaret et.
– Eskiden hayatımız vardı, şimdi sadece hayatta kalmak var.
– Her gencin bir rüyası vardı; savaş onları kâbusa çevirdi.
– Ölmek kolaydı; yaşamaksa her sabah yeniden cesaret isterdi.
– Yorgunluk, bazen bir askerin değil, bir insanın ağırlığıdır.
– Bir askerin en ağır yükü, sırtındaki tüfek değil, vicdanıdır.
– En büyük yıkım, bir insanın ruhundaki çocukluğu kaybetmesidir.
– Gerçek yurtseverlik, insanı öldürmekle değil, yaşatmakla olur.
– Biraz daha uyuyabilseydik, savaş pek o kadar da berbat gelmeyecekti.
– Barış, yalnızca silahların susması değil, yüreklerin konuşabilmesidir.
– Mezarlarımıza oturmuş da üstümüze toprak atılmasını bekliyormuş gibiyiz.
– Bir gün barış gelecek. Ama o gün, barışı istemeyenler çoktan ölmüş olacak.
– Savaş, yalnızca cephede değil, geride kalanların kalplerinde de devam eder.
– Tam zamanında içilecek bir sigara, dünyanın bütün ideallerinden daha iyidir.
– Sizlere derim ki; hayvanları savaşa sokmaktan daha büyük bir alçaklık olamaz.
– İnsan, kendi içindeki karanlıkla savaşıp durur, dışarıdaki savaş bir bahanedir.
– Geriye dönenler asla eskisi gibi olamaz; çünkü onlar gittikleri yerde kaldılar.
– Rüzgar saçlarımızla oynuyor. Rüzgar, sözlerimizle ve düşüncelerimizle de oynuyor.
– Hayata devam edebilecek kuvveti yeniden toplayabilmek için çabuk unutmayı bilmek gerekirdi.
– Bizler tehlikeli birer hayvan olduk. Bizim yaptığımız savaşmak değil, mahvolmamak için savunmak.
– Tablolar geçip gidiyor. Hiçbiri de fazla kalmıyor; gölgeler ve anılar sadece. Hiçlik, sadece hiçlik.
– Göz denilen şu iki küçük noktada öyle yürekler acısı bir anlatım var ki, insanın parmağı ile örteceği geliyor.
– Gözyaşları yanaklarından aşağı akıyor. Silmek isterdim, fakat mendilim çok kirli. (Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok (Ciltli))
– Ölenler öldü. Onlara yardım etmemize olanak yok ki! Huzura kavuştu onlar… Bizi nasıl bir sonun beklediğini ise kim bilebilir?
– Acı gerçeklerin ağusu coşkumuzu söndürdü. Her türlü güçlüğü, her türlü yoksunluğu çoktan öğrendik. O kadar ki artık kanıksadık, hatta umursamaz olup çıktık.
– İnsan aslında ve her şeyden önce canavar yaratılışlıdır, ancak bundan sonra, ekmek dilimine yağ sürülmesi gibi, üzerine azıcık bir iyilik boyası çekilmiştir.
– İnsan dediğin de aslında bir hayvandan ibarettir. Ancak ekmeğe tereyağı sürer gibi biraz edep ve gösterişle hayvanlığını örter. Ordu bu esas üzerine kurulmuştur.
– Binlerce senenin medeniyeti, bu kan sellerinin akmasına bile mani olamadıktan, bu yüz binlerce işkence zindanını kapatamadıktan sonra, bütün o yazılanlar, hepsi boş, hepsi yalan olsa gerek.
– Bir emir bu sessiz kişileri bizim düşmanımız yaptı. Bir emir onları dostumuz yapabilirdi. Hiçbirimizi tanımayan birkaç kişi, herhangi bir masanın çevresinde toplanıp bir yazıyı imzaladılar.
– Ateş deryasından geri gelir gelmez danslar tertipleyen sevgimesajlarim.com birliklerin pırıl pırıl sevinci üzerine gazete haberleri hep laf! Bunu neşeli olduğumuz için değil, neşeli olmazsak mahvolacağımız için yapıyoruz.
– Biz aile içinde öyle fazla şefkate alışık değilizdir. Derdi günü çalışmak, çile çekmek olan fakirlerde görülmez böyle şeyler. Onlar şefkati öyle anlamazlar, hem bildikleri bir şeyi ikide bir açığa vurmaktan hoşlanmaz onlar.
– Şu silahlarla üniformaları fırlatıp attık mı, sen benim için Kat ve Albert’tan farksız bir kardeş olabilirdin. Arkadaşım, al benim yirmi yıllık ömrümü de kalk haydi! İstersen daha fazlasını da al! Bu ömrü bundan böyle ne yapacağım, ben de bilmiyorum.
– Konuşmak, ardında mutluluk varsa iyidir, insana kolay geliyorsa ve canlıysa, akıcıysa iyidir; ama insan mutsuzsa sözcükler gibi nabza göre şerbet veren ve her an yanlış anlaşılabilecek şeyler ne işe yarardı ki? Durumu daha da kötüleştirirdi, o kadar. (Dönüş Yolu)
– Kırılmadık, alıştık. Başka bazı şeylere katlanmamızı güçleştiren yirmi yaşımız, bu işte bize yardım etti. Ama en önemlisi, içimizde sağlam, pratik bir dayanışma duygusunun belirmesi oldu. Bu duygu, cephede harbin yarattığı şeylerin en iyisini meydana getirdi: Arkadaşlık!
– Gencim ben, yirmisindeyim. Ama hayatta bildiğim tek şey umutsuzluk, ölüm, korku. Ve bir acı uçurumunun üstüne atılmış sığ, soytarıca bir keyif… İnsanların nasıl birbirine düşman edildiğini, nasıl ses çıkarmadan, bilmeden, ahmakça, uysalca, masumca birbirlerini boğazladıklarını biliyorum. Dünyadaki en keskin zekaların bu işkenceyi büsbütün inceltmek ve uzatmak için silahlarla sözler icat ettiğini görüyorum.






Henüz yorum yapılmamış.