Web sitemize hoşgeldiniz, 24 Nisan 2026
Anasayfa » Ünlü Sözleri » Georges Perec Sözleri

Georges Perec Sözleri

Georges Perec Sözleri

Georges Perec’in yaşamı, yokluğun ve belirsizliğin çevresinde döner. Ailesini savaşta yitiren bir çocuğun belleğinde şekillenen bu dünya, yazı aracılığıyla anlam kazanır. Onun için yazmak bir hatırlama, eksik parçaları birleştirme eylemidir.

En ünlü romanı olan La Disparition sadece harfleri değil, hayatın kaybolan yönlerini de arar. Bir sessizlik sanatı gibi işler onun edebiyatı. Perec’in sayfalarında gündelik olanın olağanüstülüğüne tanık oluruz.

O, bir sandalyeyi, bir alışkanlığı, bir sokak lambasını anlatırken aslında insanın varoluşuna dair derin sorular sorar. Onun yazdıkları, her satırda bir kaybın, bir iz sürüşün ve bir anlama ulaşma çabasının yankısıdır.

Georges Perec Kitap Sözleri

– Anılar, doğru sırada değilse bir anlam taşımaz.

– İsimler, yüzlerden daha hızlı silinir hafızadan.

– Eşyaların ruhu vardır; sessizce anlatırlar yaşamlarımızı.

– Gözle görünmeyen şeyleri yazıya dökmek isterim.

– Eşyalar, bazen insanlardan daha çok konuşur.

– Bir şeyi anlatmak için onu önce kaybetmek gerekir.

– Sabırlısın ama beklemiyorsun, özgürsün ama seçmiyorsun, müsaitsin ama hiçbir şey seni harekete geçirmiyor. Hiçbir şey istemiyor, hiçbir şey talep etmiyor, hiçbir şeyi dayatmıyorsun. Hiç dinlemeden duyuyor, hiç bakmadan görüyorsun: Tavanlardaki çatlakları, parkenin dilimlerini, gözlerinin çevresindeki kırışıklıkları, ağaçları, suyu, taşları, geçen arabaları… Artık tükenmez olanın içinde yaşıyorsun.

– Her şeyin yerli yerinde olması, aslında bir yanılsamadır.

– Belleğimde unuttuğum şeyler, kalemime hatırlatır kendini.

– Boşluk, sadece bir yokluk değil; dikkatle bakıldığında, her şey onun çevresinde kurulur.

– Eksiği yazmak, eksikliği anlatmaktır.

– Kelimelerin yokluğu, bazen duyguların fazlalığıdır.

– Bir masanın köşesi bile anlam yüklüdür.

– Her nesne, sahibinden bir parça taşır.

– Gündelik hayatın sıradanlığı, gerçekliğin şiiridir.

– Gerçeklik, fark etmediğimiz ayrıntılarda gizlidir.

– Bazen yazı, yaşamı anlamanın tek yoludur.

– Bir binanın krokisi, insan ilişkilerini de tarif eder.

– Dünyanın karşısında kayıtsız kişi ne cahildir ne de düşman. Niyetin okumaz yazmazlığın sağlığa yararlı keyfini yeniden keşfetmek değil, okurken, okurken okuduklarına hiç bir ayrıcalık tanımamaktır. Niyetin çırılçıplak gezmek değil, ille de özenli ya da bak

– Bir köpekle karşı karşıya yaşayamazsın, çünkü köpek, her an, senden onu yaşatmanı, beslemeni, okşamanı, ona uygun bir insan olmanı, efendisi olmanı, onu anında yere yatıracak o köpek ismini gürleyen Tanrı olmanı isteyecektir. Oysa ağaç senden bir şey istemez. Köpeklerin Tanrısı, kedilerin Tanrısı, yoksulların Tanrısı olabilirsin, elinde bir tasma, biraz ciğer, biraz servet olması bunun için yeterlidir, ama asla bir ağacın efendisi olmayacaksın. Kendin de bir ağaç olmayı istemekten başka bir şey yapamayacaksın.

– Yazarken, her şeyi yeniden öğrenirim.

– Her liste bir arayıştır; her arayış bir eksikliği ortaya koyar.

– Her karakter bir sessizliğin yankısıdır.

– Bir günlüğün boşluğu, bazen bir romanın doluluğundan fazladır.

– Zihnim bir şehir planı gibi, yolları birbirine karışmış.

– Bir masanın üstü, zihnin haritasıdır.

– Hiçbir şey kendiliğinden sıradan değildir.

– Unutulan şeyler, bazen en çok kalanlardır.

– Görmek, bazen sadece alışkanlıkları fark etmektir.

– Kelimeler susabilir ama boşluk konuşur.

– Aynı cümleleri tekrar etmekten değil, aynı sessizlikte kalmaktan korkarım.

– Anlatmak için kaybolmak gerekir.

– Şimdi onlara öyle geliyordu ki, eskiden -ve sanki yakın geçmişleri efsaneye, gerçek dışına ya da belirsizliğe doğru yuvarlanıp gidiyormuş gibi bu “eskiden” de zaman içinde her gün biraz daha gerilere gidiyordu- eskiden en azından sevgimesajlarim.com sahip olma coşkuları vardı. Bu istek, çok zaman, onlar için varoluşun yerini tutmuştu. Kendilerini sabırsızlıkla, istekler içlerini kemirir bir halde ileri doğru gerilmiş olarak hissetmişlerdi. Ya sonra ? Ne yapmışlardı ? Ne olmuştu ?·

– Yazmak, kendini yeniden icat etmektir.

– İnsanlardan nefret ettiğin anlamına gelmez bu, ne diye onlardan nefret edesin ki? Keşke insan türüne ait olmak, o dayanılmaz ve sağır edici gürültüyü de beraberinde getirmeseydi; keşke hayvanlar aleminden çıkıp aşılan o birkaç gülünç adımın bedeli, sözcüklerin, büyük tasarıların, büyük atılımların o dinmek bilmeyen hazımsızlığı olmasaydı! Karşı karşıya getirilebilen başparmaklara, iki ayak üstünde duruşa, omuzlar üstünde başın yarım dönüşüne fazla ağır bir bedel bu. Yaşam denen bu kazan, bu fırın, bu ızgara, bu milyarlarca uyarı, kışkırtma, tembih, coşkunluk, bu bitmek bilmeyen baskı ortamı, bu sonsuz üretme, ezme, yutma, engelleri aşma, durmadan ve yeniden baştan yaratma makinesi, senin değersiz varoluşunun her gününü, her saatini yönetmek isteyen bu yumuşak dehşet.

– Hayat, bazen sadece bir liste gibidir.

– Bir anlatı, ne kadar parçalıysa o kadar gerçektir.

– Zaman, yazıyla yeniden biçimlenir.

– Yazı, bazen susmanın başka bir biçimidir.

– Bazı şeyleri anlatmamak, onları daha görünür kılar.

– Bir apartmanın planı, insan ilişkilerinin haritasıdır.

– Görünmeyeni yazmak, yazının en büyük meydan okumasıdır.

– Eşyaların anlattığı şeyler, insanlarınkinden farklıdır.

– Yine böyle bir günde biraz daha geç, biraz daha erken saatte hiç şaşırmadan, bir şeylerin yanlış olduğunu, nasıl yaşayacağını bilmediğini ve asla bilemeyeceğini fark ediyorsun… Bir şey kırıldı. Bu zamana kadar sana güç verdiğini düşündüğün his: varlığının hissi, dünyaya ait ya da dünyada bulunduğun izlenimi artık senden uzaklaşıyor, artık yok. Geçmişin, bugünün ve geleceğin birbirine karışıyor…

– Yazı, unutmanın karşısında bir dirençtir.

– Sürprizsiz yaşam. Güvenliktesin. Uyuyor, yiyor, yürüyor, yaşamayı sürdürüyorsun, tıpkı gamsız bir araştırmacının labirentinde unuttuğu bir laboratuvar faresi gibi; sabah akşam, hiç yanılmadan, hiç duraksamadan yemliğin yolunu tutan, önce sola,sonra sağa dönen, bulamaç halindeki günlük yem miktarını almak için kırmızı kenarlı bir pedala iki defa basan bir laboratuvar faresi gibi.”

– Zaman, yazıya aktarıldığında başka türlü akar.

– Keşke insan türüne ait olmak, o dayanılmaz ve sağır edici gürültüyü de beraberinde getirmeseydi; keşke hayvanlar aleminden çıkıp aşılan o birkaç gülünç adımın bedeli, sözcüklerin, büyük tasarıların, büyük atılımların o dinmek bitmeyen hazımsızlığı olmasaydı! Yaşam denen bu kazan, bu fırın, bu ızgara, bu milyarlarca yıllık kışkırtma, tembih, coşkunluk, bu bitmek bilmeyen baskı ortamı, bu sonsuz üretme, ezme, yutma, engelleri aşma, durmadan ve yeniden başlatma makinesi, senin değersiz varoluşunun her gününü, her saatini yönetmek isteyen bir yumuşak dehşet.

– Her şeyin bir yeri vardır; ama bazen yerini kaybeden şey, kendini daha çok hissettirir.

– Dilin yapısında bir boşluk varsa, o boşluk benimdir.

– Bir binayı anlatmak, yaşayanları anlatmaktır.

– Yaşamı anlatmak için detaylara sığınırım.

– Hatırlamak, yaşamak kadar zordur bazen.

– Yalnızsın. Yalnız bir adam gibi yürümeyi, aylak aylak dolaşmayı, sürtmeyi, bakmadan görmeyi, görmeden bakmayı öğreniyorsun. Saydamlığı, hareketsizliği, varolmayışı öğreniyorsun.

– Bir odayı tarif etmek, geçmişi yeniden yaşamaktır.

– Sıradan şeyler, sırlarını nadiren açar.

– Bir apartman, yüzlerce hikâyenin saklandığı dev bir defterdir.

– Her odada sessiz bir hayat sürer.

– Kaybolmak, yerini bulmanın ilk adımıdır.

– Dilin olanakları, hayal gücünün sınırıdır.

– Her satır, başka bir olasılığın kapısını aralar.

– Olaylar değil, ayrıntılar yaşatır belleği.

– Yazının içinde bile kaybolabilirsiniz.

– Yazmak, zamanı hapseden bir iştir.

– Hafıza, sandığımız kadar güvenilir değildir.

– Kaybolan harf, eksik anlatının simgesidir.

– Yazmak, bir düzen kurmak değil; dağınıklığı anlamlandırmaktır.

– İnsan ne harikulade bir buluş! Isınsın diye ellerine, soğusun diye çorbasına üfleyebilir.

– Bir boşluk, bin anlam barındırabilir.

– Sessizliği betimlemek, bir tür cesarettir.

– En yüksek tepelerin doruklarına ne diye tırmanasın ki, sonra inmek zorunda kalacak olduktan sonra; inince de yaşamını oraya nasıl çıktığını anlatarak geçirmemen mümkün mü? Ne diye yaşar gibi görünesin? Neden sürünesin? Başına gelecekleri şimdiden bilmiyor musun sanki? Olman gereken her şeyi daha önce olmadın mı…

– Şimdi sessizliğin dehşetinde yaşıyorsun. Ama sen herkesten daha sessiz değil misin?

– Dilin sınırlarını zorlamak, düşünmenin sınırlarını zorlamaktır.

– Yazmak, kaybolan bir şeyi yeniden inşa etmektir.

– Sessizlik bile bazen bir tür anlatıdır.

– Neyi yazmadığınız da, en az yazdıklarınız kadar anlam taşır.

– Her liste, kendine bir düzen arayan zihnin izidir.

– İnsan, evinde değil yazısında yaşar.

– Kelimeler, kayıplarımızı telafi edemez ama iz bırakır.

– Yalnızlığın büyülü çemberini kırmayacaksın. Yalnızsın ve kimseyi tanımıyorsun; kimseyi tanımıyorsun ve yalnızsın. Ötekilerin birbirlerine yapıştıklarını, birbirlerine sokulduklarını, birbirlerini koruduklarını, birbirlerine sarıldıklarını görüyorsun. Oysa sen, ölü bakışlı, saydam bir hayaletten, külrengi bir cüzzamlıdan, çoktan toza dönüşmüş bir silüetten, kimsenin yaklaşmadığı tutulmuş bir yerden başka bir şey değilsin. Olasılık dışı karşılaşmaların umuduyla kendini zorluyorsun.

– Yaşamını bir saat gibi kuruyorsun, sanki kendini kaybetmenin, tamamen dibe vurmanın en iyi yolu kendini gülünç işlere vermek, her şeyi önceden kararlaştırmak, hiç bir şeyi rastlantıya bırakmamakmış gibi. Yaşamın, tıpkı bir yumurta gibi dışa kapalı, pürüzsüz, yuvarlak olsun; hareketlerin her şeyi senin adına kararlaştıran, seni sana rağmen koruyan değişmez bir düzen tarafından saptansın.

– Yok olan bir harf, belki de susan bir hayattır.

– Yaşam, bir bütün değil; bir araya gelmiş parçalardır.

– Bir şehri anlatmak için sokaklarını değil, duvarlarını dinlemeliyiz.

– Dilin içinde kaybolduğumda, kendime daha çok yaklaştım.

– Oturuyor ve beklemek istiyorsun sadece. Bekleyecek bir şey kalmayana kadar beklemek.

– Pek yaşadın denemez, oysa her şey çoktan söylendi, çoktan bitti. Topu topu yirmi beş yaşındasın, ama yolun çizilmiş bile. Roller hazır, etiketler de: Bebekliğindeki oturaktan yaşlılığındaki tekerlekli sandalyeye varana kadar oturacak tüm yerler orada Durmuş sıralarını bekliyorlar.

– Anılar, kelimelerin arasına sıkışır.

– Dilin içinde kaybolan harf, bir yazarın çığlığıdır.

– Sessizlik, en derin cümledir bazen.

– Sözlerin sustuğu yerde anlatı başlar.

– Bir şeyler kırılıyordu, bir şeyler kırıldı. Kendini nasıl demeli? dayanıklı hissetmiyorsun artık: Sana bugüne kadar güç veren öyle sanıyordun, öyle sanıyorsun, yüreğini ısıtan şey, varoluş duygun, neredeyse önemli olduğun duygusu, dünyaya bağlanma, dünyada kalma duygusu eksikliğini hissettirmeye başlıyor.

Etiketler:

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz