Ayşe Kulin Sözleri

Ayşe Kulin Sözleri

Ayşe Kulin Sözleri, Ayşe Kulin Kitap Sözleri, Ayşe Kulin Son Kitap Sözleri, Ayşe Kulin Sözleri Kısa, Ayşe Kulin Sözleri Güzel, Ayşe Kuli’nin En Çok Paylaşılan Sözü, Ayşe Kulin Sözleri Resimli

Ayşe Kulin Sözleri

Koskaca yeryüzünde insanoğlunun birbirine eziyet etmeden yaşayacağı bir köşe bulunmaz mı acaba?

Savaş insana her şeyi öğretir. Bir de barış içinde yaşamayı öğretse keşke.

Aşk aynen yazıldığı gibidir: Sesli başlar, sessiz biter.

Sonumuzu bilerek yaşasak, her gün ölürdük herhalde. Oysa en ümitsiz hasta dahi küçük bir umutla yaşıyor yüreğinde.

Geriye bakmazsak, kırık yüreklerimiz mazide kalır.

Hayatımın güzel günlerini senin eksikliğini hissederek ve seni özleyerek yaşayacağımı biliyorum. Buna katlanmayı öğrendim. Acaba büyümek bu mu?

Sevgi imkânsızı imkânlı kılar!

İnsanlar pek çok şeye katlanabilir ama ancak aralarında karşılıklı sevgi varsa.

Bakma Avrupalıların öyle insan hakları havarisi kesilmelerine filan. Kendilerinden olmayana hiç merhametleri yoktur.

Seni sevdiğim için hiçbir gün suçluluk ve pişmanlık duymayacağım.

Bir umuttur kalbinin atmasını sağlayan bir umuttur yüzündeki gülümseme.

Biz, koca bir ömrü beklemeye adamış insanlarız.

Ters giden bir şeyler varken, hayat yolundaymış gibi nereye kadar yaşanabilir?

Seni gerçekten çok sevenlerin kalbini kırmaktan tuhaf bir zevk alıyorsun. Acaba bir doktora mı görünsen?

Dertsiz tasasız çocukluğumu özledim.

Bir süre sonra gözyaşları akamaz olur, insanın içi de dışı da kururmuş. İstese de ağlayamazmış artık.

Yapım böyle, hep kendimden önce başkalarını düşündüm. İşten aşka vaktim olmadı. Olamadı.

Önceleri, çalışan bir kadın olarak muhitimde küçümsendiğimi itiraf etmeliyim. Çalışan erkekler evlerinin direkleri sayılırlarken, çalışan kadınların çakıl taşı kadar kıymeti yoktu.

Türkiye’ydi burası; harika şeylerin ömrünün uzun sürmediği ülke!

Karşımda kalemiyle dünyaya meydan okuyan, korkusuz bir kahraman vardı ve her satırı kırbaç gibi vicdanımın üzerinde şaklıyordu

Bir kızın en sevdiği şarkıyı iyi dinleyin, çünkü orada tüm söylemeye korktuğu şeyler gizlidir.

Ters giden bir şeyler varken, hayat yolundaymış gibi nereye kadar yaşanabilir?

Suça bulaşmış olanlar. Halkını sömürmüş, halkın sırtından rant edinmiş olanlar. İşte onlar, haliyle halk hiç uyanmasın, sorgulamasın ister. Ve bunu mümkün kılmak için elinden geleni yapar.

Sistem iki sınıf insanla hiç uğraşmaz. Birincisi yoksullardır: çocuklarının okul masrafları karşılanır, yılda birkaç kez gıda paketleriyle gözleri boyanır ve böylece hoşnut edilirler. Diğeri de imtiyazlılardır. Onların da bazı avantajlarla, göreceli özgürlüklerle gözleri boyanır. Her şey yolunda zannederler.

Ülkenin ve halkın sıkıntılarının önlenmesine dair yetki tasarısı mı ne…adı öyle bir şey işte…Bu yasa Hitler’e istediği kanunu çıkarma ve ülkeyi kararnamelerle yönetme yetkisi veriyor. Kısacası damat, Almanya´da parlamenter rejim bugün itibariyle sona erdi.

Sen aşktan çıktın yola. Görmüyor musun? Uyurgezer bir şarkının peşinde, çoktandır firardasın..

Tek ve tek başına! Her bedele değersin diye düşündüm, ey özgürlük!

Her karar bir sorumluluktur.

Bir kadının sana aşık olduğunu şuradan anlarsın; seni koklayarak öper.

Bir erkek tarafından korunmak, bir kadının her zaman hoşuna gider…

Felek ne çok ilk yaratmıştı bana şu son yılda! Aşkı, tutkuyu, ihaneti, kıskançlığı, korkuyu en yüksek dozda tattırmıştı.

Huzur bulunmuyor bugünlerde. Karaborsaya düşmüş.

İleride bir gün, aşk nedir diye sorarlarsa bana, Işık adında biri, diyecektim, ilk görüşte vurulduğum, peşine düştüğüm, yaklaştığım ama hiçbir zaman kavuşamadığım…

Ve bir kaçıştı istabul.Umudun yitirildiği noktaydı.Gözyaşları sel gibi akmaya başladığında, önüne katar istanbul’a sürüklerdi umutsuzları.

Güçsüz gözükmek en gücüme giden şeydir.

Bugün çok dua ettim, diyor yaşlı kadın, şimdi bir de taksiyi sokuşturma araya. Yukarıdakinin aklı karışmasın.

Halk robottan farksız dedin ya demin, sence hangi lider halkının koyun sürüsü gibi olmasını ister? diye sordum, bana yanıt vermekte zorlanacağını umarak.

Omuzlarımız birbirine değdikçe içimizdeki hüzün birimizden diğerimize akıyordu

Sonumuzu bilerek yaşasak, her gün ölürdük herhalde. Oysa en ümitsiz hasta dahi küçük bir umutla yaşıyor yüreğinde…

Önce gerçeğimi kendime kabul ettirirken yoruldum! Sonra gizlerken… Daha sonra yüzleşirken… Kendim olmaya hakkım olduğunu anladığımda… Kendimle barışırken… Gerçeğimi başkalarına kabul ettirmeye çalışırken… Benim gibi binlerce, on binlerce insanın var olduğunu öğrenirken… Yoruldum!

Bir kadının en büyük kabusu sevdiği adamın, onu aşık eden hareketlerini yapmayı bırakmasıdır.

Aşklarını kendileri yaratır, sonra da elleriyle yok mu ederdi bütün kadınlar, yoksa ben mi böyle tuhaftım?

İyi bir kulak, düşünceleri de duyar.

Daha çok gençsin. İyi dinlenir, iyi beslenirsen, burnunu da tehlikeli işlere sokmazsan, vakti geldiğinde sen benim cenazemi kaldırırsın inşallah. Zaten senden başka da kaldıracak kimse kalmadı. Savaş ailede erkek bırakmadı ki!

Tuhaf bir varlıktı insanoğlu. Belki de en büyük gücü, başka çıkar yol olmadığını hissettiğinde, araziye uyum sağlamasıydı.

Dua et de taksi bulalım dadı, diyorum, yoksa eve kadar yürümemiz gerekecek.

Çekilen bir dişin ağızda bıraktığı derin, kuyu gibi bir boşluk vardı yüreğimde, acıyan, sızlayan, kolayca dolmayacak bir boşluk.

İsviçreli bir ananın kızıyla Anadolulu bir annenin oğlu ayini dünyanın çocukları olabilir mı? aradaki kültür farkını düşünsene!

Yine de içinden bir ses kulağına, Hitler’in baskıcı ve zalim rejimini yurt dışında yayabilmek içim bilim ve kültür odaklarını kullanmaya kalkacağını fısıldıyordu.

Aslında yirmi beşinden önce aşk nedir pek anlamaz insan, Şarap gibidir çünkü aşk, tadına varmak için olgunlaşmak lazım.

Acılarıma, rağmen, yaşadığıma şükrediyorum.

Benimle onun arasında kaldıysan, onu seç! Çünkü gerçekten sevseydin, beni seçenek yapmazdın.

Savaş insana her şeyi öğretir. Bir de barış içinde yaşamayı öğretse keşke.

Gözyaşları içine akıyordu, yüreğine doğru.

Biz, koca bir ömrü beklemeye adamış insanlarız..

Sisin içinde sarı, sıcak ince bir ışık gibiydi gizli aşkı.

Roman kaçağı, kendine yararı dokunmamış Handan, yardımcı olacaktı bana! Oysa, bana Allah tan başka kimse yardım edemezdi, çünkü ne hukuk kalmıştı yaşadığım ülkede, ne de özgürlük, ne de vicdan! İtiraz etmeye kalkan yiyordu gazı. Dilini, kalemini tutamayan, pankart açan tutuklanıyordu. Anlatsam, anlayamaz ki!

Uyumak! Uyumak! Uyumak sonsuza kadar! Sonsuza kadar. Beyaz bir kelebek gibi savrularak rüzgarın önünde, yedi kat göğü aşmak… Kar olmak… Beyaz ve sonsuz olmak… Sonsuzluk olmak!

İlk aşk sabun köpüğü gibi bir şeydir. Biraz da inattır, biliyor musun, takıntıdır, gençler yaşamaktan çok hayalini kurarlar ilk aşkın. Rüzgar gibi gelir, geçer. Aslında yirmi beşinden önce aşk nedir pek anlamaz insan, şarap gibidir çünkü aşk, tadına varmak için olgunlaşmak lazım. Ayrıca, esas aşk, has aşk, olgun çağda gelendir ki, vurgun yemiş gibi olur insan, feleğini şaşırır.

Kozasından çıktımıydı tırtıl, kozaya geri giremez artık…

Aşk biraz da deliliktir.

Hayata katlanamayabilirdim, bu bendeki aşk olmasa.

Tutucu ve yasakçı anne babadan çok çektim için, ben olabildiğinde serbest bırakarak büyüttüm kendi çocuklarımı.

Ne biçim insanlardık biz, kavgaya, kana, şiddete ve savaşa doyamayan?

Birini çok sevdiğinizde, Dünya’daki herkes ona yavşıyormuş gibi hissedersiniz.

Mantık ne zaman sevginin esiri olmamış ki?

Can çıkmadıkça söz bitmiyor.

Müslüman olmayanları küçültücü bir kelimeyle ayrıştırmak, edepsizliktan başka bir şey değildir bence.

Ayrılığın acısı da ölüm acısı gibi keskin…

Omuz omuza, ağır yüreklere, gözleri yerde, mutsuzluklarını konuşmadan paylaşarak yürüyen, yarınları olamayan o zavallı kadınlar.

Pikeyi kaldırıp bakacaklar. Aaa, sadece izim kalmış çarşafta! Ne hoş bir ölüm olurdu yokoluvermek.

Neden yapıyordu birbirine bunca kötülüğü insanoğlu? Neden? Neden? Parçalamak, yakmak, kurşunlamak, eziyet etmek, nefret etmek…

Anneler seçimlerini hep çocuklardan yana yaparlar.

Şu dünyada aşk diye bir şeyin olabileceğine inanmazken, bu yaştan sonra aşkı buldum, nasıl vazgeçerim?

Ülke içindeki tüm insanlar eşit haklara sahip değil! Bazıları görmezden gelinirken, bazıları sürekli himaye ediliyor! Kimi de sürekli baskı altında tutuluyor. Oysa yönetimi eleştirenlerin de yandaşlar gibi hak ettikleri mevkilere gelebilmeleri gerekirdi.

Ama demek ki mutluluğun yolu, daha çok para kazanmaktan, daha iyi şartlarda yaşamaktan geçmiyordu.

Ruhu ölmüş biri, sevmeyi becerebilir miydi? Ancak, bunca yıldır sevmeye alıştığından, alışkanlıklar da insanda yer ettiği için, seviyor zannedebilirdi belki.

Örneğin anneme de, iyi bir ressam olduğu halde, bu değersiz kadınlardan biri gözüyle bakılırdı.

Aşkların en büyüğünün göstergesi, sevdiğine hayatını vermektir.

Peşinden koştuğu gerçek zenginliğin, dış dünyanın görkemli vitrinlerinde değil de insanların iç alemlerinde bulunduğunu öğrenecekti.

Kalp kırığı iyileşmez. Hep sızlar.

Hayatta gri renkler vardır. Hiçbir şey siyah beyaz değildir. Hele sevgiler hiç değildir.

Aşk; tüm dünya insanlarının içinde, sana tanıdığım ayrıcalıktır.

Esas aşk, has aşk, olgun çağda gelendir ki vurgun yemiş gibi olur insan, feleğini şaşırır.

İnsan birini severse, bekler.

Etiketler:

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz