Eugenio Borgna Sözleri

Eugenio Borgna, İtalyan bir psikiyatrist, filozof ve yazar olarak tanınır. 193 Borgna, özellikle insan ruhunun derinliklerine dair çalışmalarıyla ön plana çıkmıştır. Psikiyatri alanında uzun yıllar akademik ve klinik çalışmalar yapmış, özellikle depresyon ve varoluşsal psikopatoloji üzerine yoğunlaşmıştır. Eserlerinde insanın iç dünyasını, yalnızlık ve acıyı anlamaya yönelik felsefi bir bakış açısı sunar. Borgna, psikiyatriyi sadece bir tıp disiplini olarak değil, aynı zamanda insanın varoluşsal durumlarını kavrayan bir bilim dalı olarak görür.
Eugenio Borgna Sözleri Anlamlı
– “İntihar edemeyeceğimi hissediyorum, ama bu, acımı ve kaygımı daha da derin ve sancılı kılıyor. İntihara umut bağlayabilsem, yakın bir ölüme bel bağlayabilsem, kendi ölümümü seçebilecek olsam, o zaman bu korkunç acıya daha kolay katlanırım çünkü acımın bir sonu olduğunu bilirim. Ölümden yana umudum yok. Bu umuda sahip değilim. Artık hiçbir umudum yok.” (Bekleyiş ve Umut)
– mantık hiçbir zaman tutku kadar etkili değildir ve Tutkuyu mantıkla söndürmek yerine, mantığı tutkuya dönüştürmek gerekir… (Bekleyiş ve Umut)
– İçsel denge, dış dünyanın kaosuna rağmen ayakta kalabilmeyi başarmaktır.
– İnsan, ancak kendi kırılganlığıyla barıştığında başkalarının acılarına dokunabilir.
– İçimizdeki en büyük çığlıklar, çoğu zaman dışarıdan fark edilmez.
– Gerçek özgürlük, kişinin kendi içsel karanlığıyla barıştığı an başlar.
– Uçurumlardan bakar, kendimizi büyülenmiş gibi hisseder ve uçurumlara doğru karşı konulmaz bir şekilde çağrıldığımızı duyarız… (Ruhun Yalnızlığı)
– Kendi iç dünyasını anlamayan biri, dış dünyadaki karmaşayı anlamakta daima zorlanacaktır.
– Bir diğer deyişle, umut eksikken insan, zamanın hiç akmadığı bir dünyada yer alır; ve umutsuzluk, işte bu anlamda, kapalı zamanın: hapis gibi olan zamanın bilincidir. Umut ise, kendini zamanda açıklık olarak gösterir: Umut varken, zaman, bilincin üzerine kapanmaz gibidir, hani sanki zaman kendi içinden bir şeylerin geçmesine izin verir. (Melankoli)
– Harika bir kelebek misalidir mutluluk, kısacık uçuşu süresince hemen kaçıverir. Yakalanması imkânsızdır. (Ruhun Yalnızlığı)
– ”İçimde gitgide derinleşen bir sessizlik var. Hiçbir şey ifade edemedikleri için yorgunluk veren sözcükler sessizliğime çarpıyor.” (Şu Bizim Kırılganlığımız)
– Sessizliğe kulak verildiğinde, aslında içinde birçok cevabı barındırdığını fark ederiz.
– Duygusal yakınlık, kelimelerle değil; kalpten kalbe kurulan görünmez bir bağla sağlanır.
– İnsanın kendini anlaması, başka hiçbir ilişkide elde edilemeyecek bir özgürlük sunar.
– İnsan, duygularıyla yüzleşmeye başladığı anda gerçekten yaşamaya başlar.
– İçsel huzur, hayatın karmaşasına rağmen ruhun derinlerinde korunan bir denge halidir.
– Acıyı reddetmek değil, onun içinden geçmek insana gerçek olgunluğu kazandırır.
– Duygular bastırıldığında, yalnızca ruhu değil bedeni de hasta eder.
– İç dünyamızda saklı kalan kelimeler, zamanla birikir ve sessizlik içinde büyüyerek bizi içten içe şekillendirir.
– Duygusal karmaşalar, insanı sadece yıpratmaz; aynı zamanda onun ruhsal büyümesinin de bir parçasıdır.
– İnsanın içsel boşluğu, dış dünyadaki hiçbir başarıyla doldurulamaz.
– İnsanın içindeki çocuk, yetişkinliğin karmaşasında kaybolsa bile, ruhun derinliklerinde yaşamaya devam eder.
– Duygusal bir yara, görünmez olabilir; fakat etkisi bir ömür sürebilir.
– Eğer ruh sevmekten vazgeçerse, daha bu dünyada bile hemen hemen cehenneme denk düşen bir yere inmiş olur.
– Kendimize şefkat göstermek, yaralı ruhumuzu iyileştirmenin ilk basamağıdır.
– İçsel yolculuk, dış dünyada çıkılan sevgimesajlarim.com yolculuklardan çok daha uzun ve karmaşıktır.
– Ruhsal denge, içimizdeki kaosla dost olabilmekten geçer.
– “Zaman hiç geçmiyor ve artık geçmiyor. Boyuna saat kaç diye sormam gerekiyor çünkü zaman durdu. Artık ne dün var ne de bugün. Her şey durdu ve bende hiçbir değişiklik yok. Sabahla akşam arasında hiçbir fark yok. Dünya değişti: insanların çehreleri değişti ve dünya değişti. Çok şey değişti. Bana, hiçbir duygum, ilgilendiğim hiçbir şey kalmamış gibi geliyor.” (Bekleyiş ve Umut)
– “Varlığım, denizin derinliklerinin şeffaflığıydı, gecenin sessiz ve eskilerde kalmış mutluluğuydu, öğlenin sessizliğinde konuşan yalnızlık yankısıydı..” (Ruhun Yalnızlığı)
– Kuşkusuz ki umut, sadece bir duygu değil, insan olma halinin yapıtaşlarından: varoluşsal yapıtaşlarından biridir. Köklü bir felsefi temeli olan umut, yanılsamaların ve serapların boş ve uçup kaçıcı alanlarında kan kaybetmez (tükenmez); o Jürgen Moltmann’ın belirttiği üzere olmayana değil, henüz olmayana yönelir. (Melankoli)
– İnsanın gerçek değeri, acıya rağmen sevmeye devam edebilmesinde yatar.
– Bir duygunun ifadesi, sadece kelimelerle değil; bakışla, duruşla, hatta sessizlikle bile mümkündür.
– Bir başkasını gerçekten anlamak, onun duygusal evreninde kısa bir yolculuğa çıkmayı ve yargılamadan kalabilmeyi gerektirir.
– Çok şey gerçekleştirdi insan Çok semavinin adını andı Söyleşi olduk olalı Dinleyebildik birbirimizi …‘Söyleşi olduk olalı dinleyebildik birbirimizi.’ Dinleyebilmek, birlikte konuşmaktan doğan bir sonuç değildir, aksine bunun şartıdır…. (Melankoli)
– İnsan en çok da anlaşılamadığı yerlerde yalnız hisseder.
– İçsel çatışmalar, kişiliğimizi oluşturan en etkili öğretmenlerdir.
– Zihnimiz ne kadar güçlü olursa olsun, duygularımızla barış içinde olmadıkça huzur bulamayız.
– Sessizlik çoğu zaman kelimelerin açıklayamadığı acıların, özlemlerin ve yalnızlıkların taşıyıcısıdır.
– Kalbin sessizliği, bazen en gürültülü çığlık kadar etkileyici olabilir.
– Her nevi sessizlik; belirsizliğin ve gizin, büyülenmenin ve meydan okumanın, kurtuluşun ve umutsuzluğun gölgelerinin seçilmesini sağlar.
– Duygular, sadece ruhumuzun bir yansıması değil, aynı zamanda insan olmanın en karmaşık ve en anlamlı tarafıdır; bizi biz yapan temel unsurlardır.
– İnsan, kendi ruhunu tanımadıkça, hayatın anlamına tam olarak ulaşamaz.
– Empati kurmak, bir başkasının yüreğine adım atmaktır; o kalbin ritmini dinleyerek yürümektir.
– Yüreğimizi korumak için ördüğümüz duvarlar, zamanla bizi dış dünyadan da uzaklaştırır.
– Bir insanın duygularını anlamadan onu anlayamazsınız; çünkü insan, en çok da hissettikleriyle var olur.
– İyileşmek, yalnızca zamanın geçmesiyle değil, duygularla yüzleşme cesaretiyle mümkündür.
– Önyargının korkutucu ve değişmez gücü, insanların düşüncelerine ve hayal gücüne kök salma konusundaki akıldışı ve yaygın eğilim, hayatımızın çeşitli alanlarında her birimize eşlik etmektedir ve bunun bilincinde olmamız lazımdır.
– Her insan, içinde çözülmeyi bekleyen bir düğüm taşır.
– Kalbim boğazıma düğümlenmiş gibi… (Ruhun Yalnızlığı)
– Sevgi, ruhun en kırılgan yerinde kök salan ama en güçlü duygusal bağdır.
– İnsan, kendi karanlığını kabul ettiğinde, başkalarının ışığını da görmeye başlar.
– Melankolik kişi kendini yalnızken iyi hisseder ve sessizliğe karşı ateşli bir özlem duyar. Onun için sessizlik asli bir şeydir: Bu ona nefes almasını, hafiflemesini ve rahatlamasını sağlayan ruhsal bir ortam sağlar. (Şu Bizim Kırılganlığımız)
– Kendimizi sakladığımız sürece, kimsenin bizi gerçekten göremeyeceğini unutmamalıyız.
– Duyguların derinliği, insanın ruhsal zenginliğini yansıtır.
– Umut öylesine kırılgandır ki, sürekli yitmeye ve çözülmeye meyleder; bununla birlikte hiçbir zaman yok olmaz.” (Şu Bizim Kırılganlığımız)
– İçimizde bastırdığımız duygular, bir gün bambaşka yollarla ortaya çıkıp bizi şaşırtabilir.
– Her insan, içinde duygusal yaralarla yaşamayı öğrenen bir hikâyedir.
– Yalnızlık, çoğu zaman insanın kendisiyle yeniden tanışma fırsatıdır.
– Sessizlik olmadan yalnızlık yoktur, sessizlik susmak, ama aynı zamanda da dinlemek demektir.
– İnsanın içsel çatışmaları, görünmeyen ama ruhunu şekillendiren en güçlü fırtınalardır.
– Korkularımızı tanımak, onları kontrol etmenin ilk adımıdır.
– Ruhsal yaralar da fiziksel yaralar gibi zamanla iyileşir; ama her biri ardında bir iz bırakır.
– Gerçek iyileşme, başkasının bizi anladığı yerde değil, bizim kendimizi affettiğimiz yerde başlar.
– Hayat, ruhun inişli çıkışlı duygusal yolculuğundan ibarettir.
– Sevgisi olmayan insan gibi, umudu olmayan insan da kesinlikle yaşayamaz… (Ruhun Yalnızlığı)
– Son olarak henüz çözümlenmemiş büyük bir mesele kaldı: Hastalık olmadan da olur mu? Erdemlerin gelişimi için de, bilgi ve kendimizi tanıma susuzluğumuz için de hasta ruha da sağlıklı ruh kadar ihtiyaç duyar mıyız; kısacası, sadece sağlık itemi bir önyargı mıdır, korkaklık mı? Sağlık, belki de inanılmaz bir barbarlık kalıntısı ve geri kalmışlık emaresidir. (Melankoli)
– “Kaderinde kırılganlık bulunan şey de kırılgandır. Kırılganlık hatta, zaman zaman, hiç olmazsa görünürde birbirinden çok uzak gibi duran farklı farklı içeriksel alana dokunan ve bunları birleştiren, dalgalı ve zikzak çizen bir hattır.” (Şu Bizim Kırılganlığımız)
– Hayat, duygusal farkındalığımız ölçüsünde derinleşir.
– Yaşarken ölmek, ölmemeye denk gelen bir yaşamamaktan ibarettir… (Bekleyiş ve Umut)
– Zihinsel yaralar zamanla kabuk bağlasa da, duygusal izler çok daha derinlerde kalır ve sessizce yaşamımızı etkiler.
– Gözyaşları, sadece acının değil; bazen içsel arınmanın, rahatlamanın da sessiz dilidir.






Henüz yorum yapılmamış.