Sunay Akın Sözleri

Sunay Akın Sözleri

Sayfa içeriği: Sunay Akın Sözleri, Sunay Akın En Güzel Sözleri, Sunay Akın Sözleri Kısa, Sunay Akın Aşk Sözleri, Sunay Akın Milli Sözleri, Sunay Akın’ın En Çok Beğenilen Sözleri, Sunay Akın’ın En Çok Paylaşılan Sözleri, Sunay Akın Resimli Sözleri

Sunay Akın Sözleri

Külkedisi ne yapsın, kendisini ancak ayak numarasından tanıyabilen bir salağı.

90 – 60 – 90’ı herkes bilir, elbetteki vücut ölçüleri. Bir de 200 – 70 – 60 var. Unutmayın buda tabut ölçüleri.

“Giydikçe açılır” diyen tezgahtar, “uzadıkça şekil alır” diyen Kuaför ve “zamanla unutursun” diyen arkadaş; Bunların hepsi aynı örgüte üye.

İçimizdeki bu olumsuz duyguları yenebilir, çocuklarımızı birazcık savaş karşıtı ve eşitliğe inanmış olarak yetiştirebilir miyiz acaba? Oysa, dünyada herkese yer var, paylaşmasını bilebilirsek ve yetinebilirsek barış içinde yaşayabiliriz.

Kağıt olsam katlansam sana.

Eğer inceldiği yerden kopmasına izin vermezsen, gün gelir en sağlam yerinden kopar. Canın yanar, canını yakar.

Uçaklar gelecekmiş korkum yok benim, kağıt gemilerim kurşun askerlerim hazır. Hem bunlar bozulursa babam yenilerini alır.

Müzecilik konusunda sağlıklı adımlar atmamış bir ülke, Alzheimer hastalığına yakalanmış bir insan gibidir.

Bizim ülkemizde devleti soyanların, dolandıranların heykellerini kapının önüne dikmeye kalksak, içeri girmeye yer kalmayacağı konusunda hemfikir olduğumuzu düşünüyorum!

Tıpkı sevilmeyen bir öğretmen gibiydi kalbim. Parmak kaldıranlara inat, hep dersten anlamayanları seçti.

Coca- Cola’nın bir reklamında “Her zaman çocukluğunu yaşa” diye seslenişine bir dizesiyle karşılık verir Sennur Sezer:”:Coca-Cola ile vuruluyor Vietnam bebekleri.”

Şiirde anlam aramak, evin duvarlarına renk beğenmek için bir resim sergisi gezmekten farksızdır.

Hayat işte; Uykun gelsin diye hayaline giren koyunları, uykun kaçsın diye hayatına giren öküzleri sayarsın.

Canım yalnızca sevmek istiyor seni, ne umut etmek ne beklemek, hiçbir şey, sadece sevmek istiyorum seni.

Kitaba karşı hemen hemen karşı konulmaz bir tutkum var. Hiç durmadan okumak öğrenmek kendi kendimi yetiştirmek peynir ekmek kadar kesin bir gereksinme benim için.

İkimizin de saçları ağarıncaya dek benimle yaşamak istediğini söylerdin. Bensiz nasıl ölüp gidersin?

Üzülmüyorum; Bir gün diner elbet gönlümdeki derin sızı. Hep hayırsız değil ya bu insanlar; bir gün beni de bulur hayırlısı.

Kimseden kimseye hayır yok bu uygarlık dünyasında, uygarlığın öbür adı yalnızlık; her insanın kendi bacağından asıldığı bir dünya!

Acılar olmasaydı türküler olmazdı.

Nasıl sevmezsin eşitliği, yürürken düşen çoraplarını aynı hizaya getirmek için annen değil miydi önünde diz çöken?

Saçak altına sığınmış göçmen kuşun kar tanecikleri arasında düşen beyaz tüyünü de görebilmek. İşte sevmek.

Bilim ve sanat toplumlar için bir kuşun iki kanadı gibidirler. Bu iki kanadı kullanan toplumlar uçarlar ve özgür olurlar. Kullanamayanlar ise tavuğa dönüşürler.

Aşk; Bir bakıma sobaya dokunmak gibidir. Bir defa yanarsın, izi kalır. Sonra bir daha dokunmazsın sadece yanına yaklaşırsın.

Sevgiyi hak edene değil de muhtaçmış gibi görünene verdiğimiz müddetçe üzülen hep biz olacağız.

Sümerlerden bu yana şiir yazılıyormuş, bakıyorum dünyanın hâline, yazılmasa da olurmuş.

Kanadının altında sığınacak bir kuş arayan eskimiş saçak gibiyim sensiz ya da bütün balinaların kıyıya vurup intihar ettiği bir deniz.

Hayatınıza onsuz yaşayamam dediğiniz biri girip çıkmıştır mutlaka. Ne kadar büyük yalancıymışız meğer hepimiz yaşıyoruz hâlâ.

Kuşların silah sesinden ürkmediği gün kopacak kıyamet.

Oyuncak ve insan kalbi çok benzer birbirine. Bazen tamiri olmaz ikisinin de.

Ne zaman sıkıca tutsam aşkı yüreğimle, annem dürter usulca hadi uyan diye.

Sözgelimi bir cenaze törenine katılır gibi yürüyorum sokaklarda ve iğneyle tutturulmuş çocukluk fotoğrafım gülümsüyor ceketimin yakasında.

Ne yani, Papatyada bir yaprak daha olsaydı beni sevecek miydin?

Doktorlar, psikolojik olarak yıpranmış çocukların bu oyuncağa sıkı sıkıya sarıldıklarını, daha çok sahip çıktıklarını söylüyorlar.

Bir ülkenin meydanlarında, sokaklarındaki hayatı öğrenmek için, o ülkenin çocuklarının oyunlarına bakmak yeterlidir. Cinsel ayrımcılık üzerine kurulu ülkemiz oyunlarında kız çocuklar bebek sallarken, erkek çocuklar oyuncak tabancalarıyla ateş etmekte ya da arabalarını birbirine çarpıştırmaktadır.

Önemli olan, mezarlıktaki taşların kitaba benzemesi değil, kütüphanelerin mezarlıklara dönüşmemesidir.

Peki ya, milli takım futbolcularına verilen milyarlarca liralık prime ne demeli? Hem, ”vatan, millet” için oynayacaksın, hem de, bir emekçinin yaşamı boyunca göremeyeceği parayı bir kaç maçta toparlayacaksın. Oh! Vatan sağolsun.

Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.

Doktora gittim geçende, kalbimde sen varmışsın. Ve bu arada röntgende çok tatlı çıkmışsın.

Hayırsız oğluyum babamın yollarda dalgın yürüyen ama adliyenin çöplüğünde bulduğu dolmakalemi çocuklarına getirmek için ortasından yapıştıran temizlik işçisi kaçmaz gözlerimden.

Bir ülkenin geleceği politikacılarının vaatlerinde değil, çocuklarının oyunlarında, hayallerindedir.

Anne ve babasının evliliklerini kurtarma çabasındaki çocuklar var bir de… Arkadaşlarına göre çok daha çabuk büyürler, olgunlaşırlar.

Yanındayken bile özlüyorsam seni, nasıl anlatılır ki sensizlik?

İnsan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar yapabilir, diyorlar. Sanki inanmaktan daha muhteşem bir hata yapılabilirmiş gibi.

Benim için, aydın bir insanla yapılan her sohbet bir satranç oyunudur.

Ne garip şey şu mutluluk! Gitti mi gider, çağırsan gelmez. Gelse de kalmaz, kalsa bile yetmez.

Yüreğim ıslaktır benim kuytularda ağlamaktan ve hafif uçuktur rengi kurusun diye kaç kez Güneşe asılmaktan.

Söylediğin her yalandan sonra keşke hep çocuk kalsaydım” deme. Çünkü söylediğin her yalanda yeterince küçüldün zaten gözümde.

Nuh’un gemisini dağda bayırda aramayın boşuna. Ayakkabınızı boyatmak için bir boyacı sandığına ayağınızı koyduğunuz an, Nuh’un gemisine binmiş olursunuz.

İki pencere açık kalınca cereyan, İki yürek açık olunca Aşk olur; ama sonuç değişmez: İkisinin de sonunda ‘üşütürsün’.

Sigaraya ilk başladığında saklarsın ya hani. Ta ki ailen görene kadar. Ben de aşka öyle sakladım kendimi, ta ki seni görene kadar.

Camilere girerken kalbimizin temizliğini göstermek için ayakkabılarımızı çıkarırken, dilimiz de aynı saflık ve yalınlıkta olmalıdır. Dünyanın neresinde olursa olsun, bir insanın ayakkabısız dili, anadilidir.

Yazarların, denizin ortasında gemisi batmış bir denizci gibi, her zaman yalnız olduklarına inanırım. Dünyadaki en yalnız meslektir yazarlık. Yazmana hiç kimse yardım edemez.

Aşk sakızdan çıkan sözler kadar basit olmaya devam ettikçe, insanlarda onu çiğneyip tükürmeye devam edecekler.

Her gece yatmadan okuduğum bir kitap olmanı isterdim. Kırardım, ışıkları söndürmeden, yarım kalan sayfanın ucunu ki sen buna: “Tenim kırışıyor, yaşlanıyorum.” derdin.

Sorun, toplumun okuduğunu anlama sorunudur. Bu aydınlanmanın gerçekleşmediği toplumlarda kula kulluk ve kölelik düzeni egemen olur.

Kitap okuyan anne ve baba yalnızca ev değil, Dünya Barışı’na da katkıda bulunur.

Hayatın zenginliği hisse senetlerinde değil, hissi senetlerdedir.

Bayrağımızın üstünde Ay resmi var ama Ay’da bayrağımızla fotoğraf çektiren bir bilim insanımızı göremiyoruz.

Zi̇yaretçi̇ Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Bir Yorum Yaz