Cezmi Ersöz Sözleri

Cezmi Ersöz Sözleri

Sayfa İçeriği: Cezmi Ersöz Sözleri, Cezmi Ersöz’ün Sözleri Cezmi Ersöz Kitap Sözleri, Cezmi Ersöz Kitap Alıntıları, Cezmi Ersöz Sözleri Kısa, Cezmi Ersöz En Güzel Sözleri, Cezmi Ersöz En Çok Paylaşılan Sözleri, Cezmi Ersöz Sözleri Resimli, Cezmi Ersöz Sözleri Tumblr, Cezmi Ersöz Sözleri Facebook, Cezmi Ersöz Sözleri İnstagram

Cezmi Ersöz Sözleri

Sen de benim gibi, seni sevmeyeni sevdin hep. Sana acı çektireni. Seni aramayanı, telefonlarına çıkmayanı, çıkınca seninle bir küfür gibi konuşanı sevdin. Sen de benim gibi seni incitip, üzeni sevdin hep.

Sevgimden tanıdın beni.

Öyle çok yaşattım ki seni içimde, işte yıllar sonra sana dönüştüm.

Ben seni, sen doğmadan önce sevdim sevgili .

Ne olursun sen hep böyle kal, carsın ellerim ellerinsiz kalsın.

Ne zaman aşkın adı geçse, sen gelirsin aklıma.

İnanç bitince utanç da biter.

Hayalleri azalınca insan daha çabuk yaşlanır.

Sevmek, insanın çok yakın hissettiği birinde kendisine merhamet duymasıydı.

Benim derdim seninle değil sevgili. Benim aynam kırılmış bir kere. Boşluklarımı saklayarak yaşıyorum. Sandığın gibi cesaretimden değil, korkumdan başarıyorum onca şeyi.

Oysa seni bir dine bağlanır gibi değil, kendi özgürlüğümü sever gibi seviyorum.

Bir annenin karşılıksız şefkatiyle dinlerdim, tek söz etmeden. Sarardım yaralarını.

Başlattığım her savaşta ilk ben ölüyorum.

Sevgilim, beni bensiz bırakma, olur mu? Çünkü sen nereye gidersen git, ben oradayım. Seni her şeyinle, ben seni ruhunun o yalan yanlarıyla birlikte sevdim. Benim başka gidecek bir yerim yok. Benim senden başka gerçeğim yok. Sende yaşıyorum ben sadece. Sen ne kadar parçalanırsan, ben o kadar parçalanırım; sen ne kadar bütünsen, ben o kadar bütünün; sen ne kadar kimsesizsen, ben de o kadar kimsesizim. Senin kalbinin topraklarında yaşıyorum ben. Beni, bensiz bırakma! Olur mu?

Kaybedecek hiçbir şeyim yokken nasıl biri olacağımı merak ediyordum.

Eski bir kadınsın sen, aşkı öğretmek için celladını tekrar tekrar dirilten.

Şimdi, bu acıya bir son vermesi, kendisini terk etmesi, sonsuzluğa bırakıp gitmesi için birbirine yalvaran iki yüreğiz artık. Ayazda iki yürek gibiyiz; sen, benim şizofren aşkımsın. Bense, senin sızlayan vicdanın.

Hiç umut yoktu sende, o yüzden vazgeçilmezdin, vazgeçilmezimdin.

Yalana bir defa batınca geri dönüşün yoktur.

Aşkın temel duygularından biri de güvendi, geç de olsa anlamıştım.

Ben karşımdakinin beni yolun ortasında terk edeceğini bile bile kendimi ona adıyordum. O beni terk edeceğini bile bile benden sevgimi ona sonuna dek kanıtlamamı istiyordu.

Aşk sandığın gibi bitmiyor, sevgi bitmiyor, aksine giderek çoğalıyor; insan hiç doymuyor sevgiye, sürekli doyumsuz kalıyor; benim sevgim hiç bitmiyor, hiç doymuyorum sana ama sen neredesin; söylesene, günlerdir, aylardır neredesin?

Sen, benim içimdeki o masum, şefkatli, iyilik dolu benliğimdin.

Kimi sevsem; kimi sevsem, onun hep uzakta bir sevdiği vardı. Unutamadığı ilk aşkı ya da onu terk edip giden sevgilisi.

Aşkım, bu hayatın içine sığmıyor artık. Ve seni her an biraz daha kaybediyorum.

Seni sevmek, bensiz akıp giden hayatına bir yabancı gibi uzaktan bakmak oldu çoktandır.

Anılar zorba, bellek yorgun, hayaller kanatsız.

Nedensiz ölümlerin suskunluğu gibi, yok karşılığı yüzünün.

Yüreğimde senin için büyüttüğüm şiire mısra yapıp eklemekti seni sevmek.

Başım önde bu aralar. Suçlu olduğumdan değil. Görülmeye değer hiçbir şey kalmadığından.

Kapat gözlerini ve bana bak: Ben diye, ne varsa gördüğün; işte o senin yokluğun!

Çocukluğumda yetişkinlerin hayatlarının nasıl olduğunu anlatsalar inanmazdım. Bu kadar tamamlanmamış olabileceğine kesinlikle inanmazdım.

Bana bir iyilik yap; bana bu hayattan daha kötü davran.

Söyle acıya ne olur, çeksin ellerini saçlarımdan; yoruldum.

Aklın varsa, çocukluğunu cebine koy ve kaç!

Güvenmek diye bir şey yoktur aslında; dillerin ve yüzlerin altında başıboş korkular dolaşır, bense korkumu ölümün altına sakladım hep korkumun korkusunu aldılar kaçtım, kovaladılar.

Yalnızım. Bunca acı, tek bir söze nasıl sığabiliyordu. Aldım bu sözü dudaklarınızdan, saplayıp kalbimi onunla parçaladım.

Anneler ağlarken, her şeyden, bütün kimliklerinden ve coğrafyalarından sıyrılıp birer küçük kız olurlar.

Akıllıydım, bu karanlık şehirde tek başına ayakta kalabilme savaşını göze alacak kadar korkusuzdum, önümde sayfa sayfa açılan hayatı bir solukta okumak için sabırsızlanan bir enerji odağıydım.

Bu mevsimde insan, aslında ne denli mutlu olabilecekken o denli mutsuz olduğunu anlıyor. Öyle bir mevsim ki sevinirken bile, insanın içi acıyor. Öyle bir mevsim ki umuda koşarken bile, gecikmişliğini daha çok hatırlıyor insan. Arzularını arzuladıkça, içindeki boşluğun büyüklüğünü anlıyor. Kendisini hatırladıkça, kendisinin ne denli kaybolduğunu hissediyor.

Sen benim için, kırk yılda bir gibisin; öyle eksik, öyle hazin, öyle paramparça.

Evet, yalnızım; sadece bunu söyleyip susmak isterdim. Ebediyen susmak. Çünkü canım acıyor. Konuştukça, arzuladıkça, özledikçe, en kötüsü, yaşadıkça canım acıyor.

Sen yoksun; bu yüzden artık yalnızlığım bana düşman.

Sen geleceksin ve ben seni, en çok, seni beklerken sevdiğimi hissedeceğim.

Bu şehirde insanlar içimi acıtıyor.

Vermeyi düşündüğümüz, ama hep ertelediğimiz sevgiler yüzünden birbirimizi sonsuza dek yitirip duruyorduk.

Hayatın kuralları derdin hep; biliyor musun, bu hayatta hiçbir şeyi başaramadım ben.

Yağmur yağıyordu, kesik kesik. Tıpkı, ömrümüz gibi.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz